14 12 2005

RUH KANSERİ'NDEN KORUNMANIN YOLLARI, ERKEN TEŞHİSİ VE TEDAVİ

    Nazan Arda geçen hafta 55 yasında öldü. Göğüs kanseriydi.    Ameliyat için gittiği Amerika'da bir göğsü alınmıstı.    Döndükten 11 yıl sonra beyin kanaması geçirdi.    Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki ameliyatınardından komaya  girdi ve kurtarılamadı.    Gazetedeki fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu.    "Ayıcık", kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesininarmağanıydı. Arda,oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanındanayırmamıştı. Karacaahmet'e gömülürken, ayıcığını da yanında toprağaverdiler. * **        Burada Arda'yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika'yaameliyata giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı...    Ecel, beklediğinden geç gelmiş, ama boşandığı eşi vasiyeteuyup kendi kaleminden vefat ilanını gazetelere vermiş.    ilan şöyle:      "şu anda Tanrı'ya teslim etmiş olduğum ruhumu,    ömrümce  tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik adına çokhırpaladım. Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim olmadı.    Bilmem o çok uğraş verdiğim 'özel biri' olabildim mi?    Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri    bugün (..) beni uğurlamanız için bekliyor,hepinizi çokseviyorum."      ilanın köşesinde küçücük bir fotoğraf var:    Nazan Arda'nın ayıcığının fotoğrafı...        Metni okuyunca bunun bir vefat ilanından çok pişmanlık beyanıolduğunu    düşündüm.    Başkalarını mutlu edebilmek uğruna kendinden vazgeçmiş,   "rahatsızlık veririm" kaygısıyla benliğini tarumar etmiş,    ruhunu doyasıya salıveremeden can vermiş "mükemmeliyetçiler"için kaleme alınmış bir ağıttı bu...    Nazan Arda, uğruna bir ömür adadıklar... Devamı

14 12 2005

KEDİLERDEN NELER ÖĞRENDİK???ÖĞRENDİK AMA DEĞİL Mİ:))

KeDiLeRDeN NeLeR oGReNDiK?             Dunyayi kendi oyun alanin olarak gor ve tadini cikarmaya bak.  Uykunu ihmal etme.   Aciktiginda butun gucunle ve inatla bagirirsan, en sonunda biri susman icin sana yiyecek verir.     Ba$in dertteyse butun $irinligini takin.   Hayat zordur, bazen sadece devrilip yatmak iyidir.  $upheli gordugun hickimseye yuz verme.   Insan karma$ik bir yaratiktir, bunu kabul et.. bir gun seni gormezden gelir, ikinci gun sen havanda degilken "haydi oynayalim" diye tutturur.   Dunyaya kendinden bir iz birak.. en azindan mobilyalarin uzerine..                          ... Devamı

14 12 2005

Eflatun'a iki soru sormuşlar:

Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?Eflatun tek tek sıralamış:"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.Ne var ki çocukluklarını özlerler.Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.Yarından endişe ederken bu günü unuturlar.Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar.Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."Sıra gelmiş ikinci soruya;"Peki sen ne öneriyorsun?"Bilge yine sıralamış:"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın.Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİPOLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."  Devamı

13 12 2005

UFAK BİR GÜLÜMSEME BIRAKIYORUM SİZE, ALMAYI UNUTMAYIN OLUR MU??

Bir rahip, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının boşalmasını beklemektedirler. Mühendis:" Bu adamlar ne yapıyor böyle, 15 dakikadır bitirmelerini bekliyoruz." Doktor: "Bilmiyorum ama hiç böyle bir saçmalık görmedim." Rahip: "İşte görevli geliyor, onunla konuşalım." Rahip: " Merhaba, Şu anda sahada olan grup ne zaman çıkacak, neden bu kadar yavaşlar?" Görevli: "Evet onlar kör itfayeciler. Klübümüzde geçen sene çıkan yangında gözlerini kaybettiler. Bu yüzden istedikleri zaman burada ücretsiz oynamalarına izin verildi. Rahip: "ne kadar üzücü, bu akşam onlar için dua edeceğim." Doktor: "Çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım." Mühendis: "Bu adamlar neden geceleri oynamıyorlar?" *********************************************************** Üç isletmeci ve üç mühendis iş icabı trenle bir seyahate çıkacaklardır. Tren garında üç işletmeci üç bilet aldığı halde, mühendisler yalnızca bir tane alırlar. Isletmeciler bunun sebebini sorduklarındaysa, "bekleyin ve görün" derler. Trene binerler, bir süre sonra üç mühendis kalkıp beraberce tuvalete gider. Kondüktör gelir, üç işletmeciden üç bileti aldıktan sonra tuvaletin kapısını çalar, "biletiniz lütfen" der. Mühendislerden biri eliyle bileti dışarı uzatır. İsletmeciler de bunu görürler. Artık taktiği kapmışlardır. Dönüş zamanı gelmiştir, yine gardalardır. İşletmeciler gidip bir bilet alırlar. Bakarlar mühendisler bu sefer hiç bilet almıyor, şaşkınlıkla yine sebebini sorarlar, "bekleyin ve görün" der yine mühendisler. Yolculuk başlar. Işletmeciler beraberce kalkip tuvalete giderler, ardından da mühendisler de karsisindaki tuvalete. Kondüktörün gelmesine yakın, mühendislerden biri dışarı çıkar, karşıdaki tuvaletin kapısını tıklatıp "biletiniz lütfen" der. Açılan kapıdan bir elbileti uzatır. Bileti alan mühendis diğer tuvalete geri girer. *********************************************************** Bir papaz, bir sarhoş ve bir mühendis giyotinle ölüm ... Devamı

13 12 2005

BİRTANEME...

Bir tek seni sevdiğim doğruydu... Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı... Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin... Tepeden tırnağa aşka,tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet... Kimisi senin beni beklettiğin kapıda beni bekledi.Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan... Ve ben en çok onların sevgisine inandım.En çok onlara derinden üzüldüm. Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine sevebildiler diye... Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna, bu insanların bir hayalete duydukları o akıl almaz, o sonsuz sevgileri yüzünden bir kez daha inandım... Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aladatan bir hayalete... Seninle kendini, bütün düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete... Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan, bu yüzden bütün hayatı bir yalan olan hayalete...Cezmi ERSÖZ  Devamı

12 12 2005

ÖZEL GÜNLER İSRAF DEĞİLDİR...

NEDEN ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE ÇİÇEKÇİLER DİKKAT ÇEKER?? YYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYY öğretmenler öğrencilerini birer çiçek gibi görürler ve öğretmenler gününde onlardan aldıkları çiçekle çok mutlu olurlar.çiçek duyguların en içten en masum ifadesi değil midir? neden hemen çiçeğe karşı bir toplum olur? özel günlerde özellikle öğretmenlerin ve kadınların genelde bir çiçekle mutlu olmayı bilmelerinden mi??özel günlerde kuyumcuların ya da araba galerilerinin karalandığını hiç duymadım.oysa çiçekle mutlu olabilen kadın sayısından çok daha fazla asla çiçekle mutlu edemeyeceğiniz kadın var ve bunlar için mecburen kuyumculara, araba galerilerine, emlakçılara, vakko ya, pierre carden e,lancome e gidilmek gerekiyor neden ille de çiçekçiler ve çiçekler hedef tutuluyor.ve hele ki özel günler için hemen tüketim toplumu damgası..ya sevgi için güzel şeyler için tüketelim biraz da bırakın da, mezara mı götürücez??bu kadar sevgiyi saygıyı tüketmenin yanında yılda birkaç gün sevgi için saygı için minnet için teşekkür için tüketsek ne olur??tüketmek kelimesi bu duruma hiç de yakışmadı..tükenen ne??böyle yetiştirmeyelim çocuklarımızı..zaten yeterince tükenmeye başladı en güzel toplumsal yanlarımız:( YYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYY Devamı

12 12 2005

PEYGAMBER ÇİÇEĞİNE 138 YIL SONRA YENİDEN RASTLANDI

    Dünyada yalnızca Şanlıurfa’da yetişen peygamber çiçeğine, Harran Üniversitesi (HÜ) öğretim üyelerinin yaptığı araştırma sayesinde 138 yıl sonra yeniden rastlandı. Peygamberler diyarı Şanlıurfa’ya özgü çiçeğe, Tektek Dağları’nda yapılan iki aylık çalışma sonucunda ulaşıldı. HÜ Fen Edebiyat Fakültesi Botanik Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Hasan Akan’ın verdiği bilgilere göre bitkinin keşfinde, İstanbul Üniversitesi Botanik Anabilim Dalı hocalarından Prof. Dr. Tuna Ekim’in teşvikleri etkili olmuş. Ekim, Temmuz 2005’te Viyana’da sunduğu ‘Türkiye’nin endemikleri’ konulu bildirinin ardından Akan’dan peygamber çiçeğinin yayılış alanı olan Şanlıurfa’nın Tektek Dağları’nda araştırma yapmasını rica etmiş. Bunun üzerine Akan, Tektek Dağları’nda kilometrelerce alanda bu nadir çiçeğe rastlamak için gözlem yapmış. İki ay sonra bitkiyi bulmayı başarmış. Yaklaşık 100 ile 150 peygamber çiçeği gördüğünü kaydeden Akan, çiçeğin yeniden keşfedilip toplanmasının botanik dünyası için çok önemli bir gelişme olduğunu belirtiyor. Fakat çiçeğin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Akan, “1867 yılından bu yana ikinci kez toplanamadığından ex-bitki olarak anılıyor. Daha doğrusu bilimsel terimle DD (data deficient-veri yetersiz) tehlike kategorisinde yer alıyor. Bitki en kısa zamanda koruma altına alınmazsa, yalnızca fotoğraflarda yaşayacak.” diye konuşuyor. Akan, çiçeğin doğal alanında yayılış ve yoğunluğunun yetersiz olduğunu anlatarak, şunları söylüyor: “Tektek Dağları’nda Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü’nün yürüttüğü proje kapsamında yabani fıstıkları aşılayan işçiler, peygamber çiçeğini bilinçsizce eziyor. Oysa az bir finansmanla ve araştırma merkezlerinin desteğiyle bitkiyi toplayabiliriz. Yeni tohumlarla bu değerli çiçeği bölgede yaşatabilir, hatta adına festivaller bile düzenleyebiliriz.” Peygamber çiçeği ilk... Devamı

12 12 2005

ÇİÇEKLER VE BURÇLAR

  SÜMBÜL / KOÇ Koçun zamanı ilkbahardır. bu dönemde sümbülün çiçekleri ile mutlu olur. yumuşak pembe, mavi, mor ve beyaz renkler onu büyüler. ilkbahar çiçeklerini genelde kışın evde ve camın önünde yetiştirir. böylece onlarla haftalarca mutlu olabilir. GÜL / İKİZLER İkizlerin sembolüdür. çiçeklerin kraliçesi özellikle ikizleri etkiler. ikizler sadece onun çekiciliğini değil onun nasıl yetiştirileceğini de bilir. bakımı ve diğer işlerine de hakimdir. ORKİDE / ASLAN Yükseği seven aslan çiçeklerde de gösterişli olanlarını sever. orkide bu yüzden favorileri arasındadır. büyüleyici ve alışılmadık renkler onu fazlasıyla etkiler. egzotik güzelliği ile bitkiler ailesinin en büyük üyelerinden olup 25.000 den fazla vahşi büyüyen çeşidi vardır. DALYA / TERAZİ Çok şık olan terazi barok güzelliğe sahip dalyaları tercih eder. basit, yarı veya tam dolu dalya çeşitleri değişik renkli ve yapraklıdır. türleri her geçen yıl artmaktadır. ZAMBAK / YAY Güzel şekli ve hoş kokusu ile yayı büyüler. ilk tercihi beyaz kral zambağı olsa da kırmızı ateş zambağı alaca renkli Türk zambağı ona mutluluk verir. KARDELEN / KOVA Kardelen kıştan sonra ilk olarak açan çiçeklerden biridir ve ilkbaharın gelişini haber verir. mutlu kova, çimenleri parlak renkleri ile dolduran ve daha şubat ayında etrafa güzel kokular yayan bu çiçeği çok sever. LALE / BOĞA Yaşama sevinci ile dolu olan boğa, canlı renklere sahip çiçekleri sever. laleler içinde en geniş seçeneğe sahiptir. farklı tonlarda bulunduğu gibi değişik şekillerde de elde edilebilir. eğer bir bahçesi yoksa laleler ile dolu bir vazo da yeterli olacaktır. AKDENİZ LALESİ / YENGEÇ Akdeniz'den gelen anemon güçlü renkleri ile yengeci büyüler. yengecin yaşam tarzında olduğu gibi anemonlar da kendilerine özgüdür. rahatsız edilmeden küçük gruplar halinde yetişirler. küçük veya taşlı bahçelerde. MARGİT / BAŞAK Bakımının kolay ve her yere uyması sebebiyle margit başak için uygun çiçek dostudur.renkli ve parlak beyazı ile dikkat... Devamı

12 12 2005

ÇİÇEK VE SUYUN AŞKI

  Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri arkadaşlık olarak devam eder bu durum. Tabi ki zaman lazımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki suya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar "Sırf senin hatırın için ey su" diye... Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlar, zanneder ki, çiçeğe aşık oldum ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba "Su beni sevmiyor mu?" diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "seni seviyorum" der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine suya "Seni seviyorum" der. Su, sabırla "Ben de" der. Çiçek sabırlıdır, bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa. Ve son kez suya "Seni seviyorum" der. Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum" der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek, su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine.. Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki "Seni ben, gerçekten seviyorum". Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır "nedir sorun" diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Muayeneden sonra şöyle der doktor "Hastanın durumu ümitsiz, artık elimizden bir şey gelmez". Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora "Hastalığı nedir" diye. Doktor, yukarıdan aşağıya bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der. Ve anlar ki artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir... ... Devamı

12 12 2005

NERGİS İLKESİ

     Sizi düşüncelere sevk edecek bir öykü Kızım defalarca telefon edip, "Anne, zamanları geçmeden gelip nergisleri görmelisin" demişti. Aslında gitmek istiyordum, ama Laguna'dan Arrowhead Gölü neredeyse iki saatlik araba mesafesindeydi. Biraz gönülsüzce, "Haftaya salı geleceğim" diye söz verdim. Çünkü bu üçüncü telefon edişiydi. Ertesi salı yağmur ve soğukla birlikte geldi. Ama ne çare, söz vermiştim bir kere ve bu yüzden arabaya atlayıp gittim. Carolyn'in evine girip kızımı kucakladıktan ve torunlarımla hasret giderdikten sonra dedim ki, "Nergisleri boş ver Carolyn! Yol sisten görünmüyor. Zaten şu anda seni ve çocukları o kadar çok özlemiş durumdayım ki bir metre daha araba kullanmayı düşünmüyorum!" Kızım sakince gülümsedi ve "Biz her zaman böyle havalarda araba kullanıyoruz, anneciğim" dedi. Bense, "Hava açılmadan dünyada tekrar yola çıkmam. O zaman da doğru evime döneceğim!" diye kararlı bir şekilde konuştum. Carolyn, "Arabamı almak için beni garaja kadar götürebileceğini düşünmüştüm" deyince "Ne kadar mesafede?" diye sordum. "Sadece birkaç yüz metre ötede" dedi Carolyn. "Tamam o zaman, götürürüm. Nasılsa bu kadar yola alışığım" dedim. Yola çıktıktan birkaç dakika sonra "Nereye gidiyoruz biz? Bu yol garaj yolu değil!" diye sordum. Carolyn gülerek, "Garaja uzun yoldan gidiyoruz" dedi. "Nergislerin yolundan." "Carolyn!" dedim sert bir sesle, "lütfen geri dön." "Tamam anne", dedi Carolyn, "inan bana; bu fırsatı kaçırırsan kendini asla bağışlamazsın". Yirmi dakika kadar sonra küçük bir çakıl yola saptık ve ileride bir kilise gördüm. Kilisenin diğer ucunda elle yazılmış "Nergis Bahçesi" yazısı vardı. Arabadan çıkarak her birimiz bir çocuğun elinden tuttuk ve patikadan aşağı doğru yürüyen Carolyn'i takip etmeye başladım. Patika yolun dönemeç yaptığı yeri döner dönmez gördüklerim karşısında nefesim kesildi. Dünyanın en göz alıcı görüntüsü gözlerimin önünde uzanıyordu. Sanki birisi koca bir kazan dolusu altını alıp dağın zi... Devamı

12 12 2005

KIRMIZI GÜLÜN ADI VAR

    Bir ülke varmış eskiden. Ve bu ülkede hiç ama hiç kırmızı gül yokmuş, bütün güller beyaz renkteymiş. Bir de birbirini çok seven bir kız ve bir delikanlı varmış... Birbirlerine çok yakışıyorlarmış. Kız çok güzel delikanlı ise çok yakışıklıymış. Delikanlı bu kız için her şeyi yaparmış. Kız ise bir şart koymuş ortaya: "Bana kırmızı renkte bir gül getirirsen seninle evlenirim". Delikanlı çok üzülmüş bu şarta, çünkü hiç kırmızı gül yokmuş bu ülkede. Beyaz güllerle dolu bir bahçeye gitmiş, aramış ama yok. Sonra oradaki bir bülbüle derdini yanmış. Bülbül dinlemiş genci. Ve en sonunda; Üzülme delikanlı, yarın buraya aynı saatte gel, kırmızı bir gül göreceksin... Onu al kıza götür, evlenin mutlu olun. Sen onu çok seviyorsun mutluluk hakkın." demiş. Çocuk buruk halde ayrılmış ordan. Ertesi gün bahçeye gitmiş koskoca bahçe beyaz güllerle dolu yalnızca en ortada kırmızı bir gül! Delikanlı biraz şaşkın, biraz heyacanlı, biraz mutlu koşup gitmiş gülün yanına... Ama gördüğüne gerçekten çok üzülmüş. Bülbül yerde, kendini, dikeniyle öldürmüş olduğu gülün hemen dibinde cansız yatıyormuş... Delikanlı, kendisinin mutluluğu için, bülbülün kanıyla boyadığı 'kırmızı gülü' alıp kızın yanına gitmiş. Kız, arzusu gerçekleştiği için çok sevinmiş ve kendisine kırmızı bir gül getiren delikanlıyla evlenmeyi kabul etmiş. Ama delikanlı; 'Benimle evlenebilmen için bülbülün ölmesi mi gerekiyordu? diyerek oradan ayrılmış ve bir daha da hiç dönmemiş... Birilerinin Mutluluğu Asla Başkalarının Mutsuzluğu Olmamalı... ... Devamı

12 12 2005

ÇİÇEKLERİMİZİN PSİKOLOJİSİNİ BOZMAYALIM

ÇİÇEKLERİMİZ DE BUNALIMA GİRERLER       Bitkideki stresin en önemli nedeninin düzensiz sulama olduğunu belirten uzmanlar, şunları söyledi: "Örneğin, bol suya alışmış bir bitkiye bir hafta arayla su verilirse, o bitki, geleceğinden endişe duyar ve oksijen, su ve gübre gibi maddelerde tasarrufa gider. Bu nedenle yaprakları kurur"  alıştıkları yeri değiştirmemeye, alıştıkları sürelerle ve alıştıkları miktarlada sulamaya ve benzer çiçeklerimizi birarada birbirine yakın bulundurmaya çalışmalıyız. Devamı

12 12 2005

SEDEF SUSUZ KALDI

    Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun. Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını.... Ve hakim tokmak vuruşuyla, sözü yaşlı kadına verdi, hakim..."Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun?" Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kasılmış sesiyle konuşmaya başladı. "Bu herif yetti gari, 50 yıldır beni hayattan....." Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda. Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından. Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti? Herkes onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti: "Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim.. O bilmez... 50 yıl önceydi.... O çiçeği, bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm... yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım.... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye.. İyi gelirmiş dedilerdi.. 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp, bir kere de bu çiçeği ben sulayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar..O gece takatim kesilmiş.. Uyuyakalmışım.....Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim.... Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim... Ondan hiçbir şey göremedim... Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim." Hakim, yaşlı adama dönerek; "Diyeceğin bir şey var mı baba?" dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi; "Askerliğimi, Reisicumhur köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadime'mi de orada tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketle... Devamı

12 12 2005

ÇİÇEKLER BİZİ MUTLU EDER Mİ??

Bu sorunun cevabını, yani çiçeklerin insanların duyguları ve kendilerini daha iyi hissetmeleri üzerindeki olumlu etkilerini, çiçek endüstrisinin bir parçası olan bizler çok iyi bilmekteyiz ancak bu olumlu etkinin bilimsel olarak kanıtlanması için New Jersey Devlet Universitesi çiçeklerin insan duyguları ve kendini iyi hissetme üzerine olan etkileri hakkında geniş çaplı bir araştırma yapmıştır. Bir araştırma ekibi ile yakınen 10 ay çalıştıktan sonra dünyada ilk kez "Çiçeklerin İnsan Duygularına olan Etkileri" konulu araştırmanın sonuçları 22 Eylül 2000 tarihinde çiçek endüstrisine açıklanmıştır. Dr. Haviland-Jones tarafından çarpıcı bir tanıtımla açılanan araştırmanın sonuçlarına göre çiçekler normalde sanılandan çok daha fazla neşeli duyguları ortaya çıkarıyor, hayattan alınan zevkle ilgili duyguları yüceltiyor ve çiçekli ortamda bulunduğu andan itibaren kişinin davranışları çok daha pozitif olmaya başlıyordu. Sonuç olarak çiçeklerin, insan davranışlarının doğal ve sıhhatli bir şekilde düzeltilmesini sağladıkları ispat edilmiş oldu. İşte araştırmanın sonuçları: 1. Çiçeklerin, mutluluk üzerine ani bir etkisi vardır: Araştırmaya katılanlar, kendilerine çiçek verildiğinde, bu çiçekleri gerçek ve sevinç dolu gülücüklerle karşılamışlar ve büyük bir zevk ve müteşekkirlik ifadesi sunmuşlardır. Bu reaksiyon, evrensel olup tüm yaş gruplarında geçerlidir. 2. Çiçeklerin duygular üzerinde uzun süre geçerliliğini koruyan pozitif etkisi vardır: Araştırmaya katılanlar, bir kimseden çiçek aldıklarında, depresyonları ve mutsuzlukları azalmış buna karşılık mutluluk ve hayattan aldıkları zevk artmış ve bu duygular uzun süre devam etmiştir. 3. Çiçekler daha samimi ve içten ilişkiler sağlamaktadır: Çiçeklerin bulunduğu bir ortamda, aileler ve arkadaşlar arası kurulan ilişkilerin daha samimi ve candan oldukları gözlemlenmiştir. 4. Çiçekler paylaşmanın sembolüdür: Araştırmada kişilerin evlerinin hangi bölümlerinde çiçek bulundurdukları da incelenmiştir. Çiçekler teslim alındıkta... Devamı

12 12 2005

PAPATYANIN AŞKI

  Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya.. Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana.. Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı, kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden.. zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını... Bir gün, aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu.. Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş.. Ayaklarını görüyormuş.. Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş.. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa.... Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş... Ve işte bir gün...Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya.. Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.. Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru.... Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.. Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.. Birde o gencecik,... Devamı

12 12 2005

SANAL ÇİÇEĞİMİN ADINI SEVGİ KOYDUM:))

http://www.sibercicek.com/ dan aldığım çiçeğime sevgi adını koydum..bugün çok iyi görünüyor, suyunu da verdim, yerini de sevdi:)) Toplam paranız : 0 Flolira sevgi Boy: 11.351671156 cm (Mini) Işık Durum %100  Yeri Yer Seçimi Su Durum %81  Sulama +0 ml +25 ml +50 ml +100 ml +150 ml +200 ml +250 ml +300 ml +400 ml +500 ml +750 ml Gübre Durum %88  Gübreleme +0 Cal +50 Cal +100 Cal +150 Cal +200 Cal +250 Cal +300 Cal +400 Cal +500 Cal ... Devamı

12 12 2005

SANAL ÇİÇEĞİNİZ OLSUN, BAKIN BÜYÜTÜN İSTER MİSİNİZ??

http://www.sibercicek.com/ Siber çiçek internet üzerinde yetişen sanal bir canlı; bu sitede şu anda 34,963 üye var ve 36,014 tane siber çiçek yaşıyor. İyi bakarsanız büyüyor, bakımsız kalırsa boynunu büküyor, bakımda aşırıya kaçarsanız kızıyor. Boy sıralamasına göre üyelerin çiçekleri birbiri ile listelerde yarışıyor. Yalnız başınıza olmayacaksınız, forumlar ve mesaj kutuları ile bu siber seradaki çiçek sahipleri ile iletişim kurmanız mümkün. Yeni çiçek almak için üye olmak yani Üye ol butonunu tıklamanız yeterli. Devamı

12 12 2005

HAYVANLARI SEVMİYORUM KİMSE KUSURA BAKMASIN!!!

HAYVANLARI SEVMİYORUM, KİMSE KUSURA BAKMASIN!! 1- Tünellerde park lambası ya da farlar yerine dörtlülerini yakan ÖKÜZLERİ... 2- Lastiği patladığında bunu sol şeritte değiştiren DEVELERİ, 3- Bir yaya geçsin diye yavaşladığınız veya durduğunuzda sağınızdan/solunuzdan bir de size ters ters bakarak geçen ÇAKALLARI, 4- Far ayarının ne demek olduğunu bilmeyip ya da ona verilecek 2-3 milyonu servet sanıp arkanızda gözünüzü kamaştıran DAVARLARI, 5- Karda önden çekişli arabasının arka tekerlerine zincir takıp sonra ´abi bi el atsana´ diye yardım isteyen EŞEKLERİ, 6- Dakikalarca aynalarına bakmadan otobanın sol şeridinde sizin süratinizden en az 50-60 km yavaş giderek salınan KOYUNLARI, 7- Yeni yıkadığınız arabanızı batırmakla mükellef cam yıkama fıskıyesini ayarlamaktan aciz BEYGİRLERİ, 8- Arabasında biriktirip çöpe atması gerekenleri yola atan DOMUZLARI, 9- Trafik 2 dakika durdu mu kornaya basan AYILARI, 10- Her yere tüküren LAMALARI, 11- Kapısına geldiği adamın ziline basmaktansa, kornasına basmayı tercih eden SIĞIRLARI   HAYVANLARI SEVERİM AMA HAYVAN OLARAK...   Devamı

12 12 2005

ISINAN SULAR BALIKLARI TEHTİT EDİYOR

  Yeryüzünde nehir ve göl sularının ısınması yüzünden balıklar tehdit altında... CENEVRE - Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından hazırlanan rapora göre, iklim değişiklikleri yüzünden nehirler ve göller ısınıyor, bu da balık türleri bakımından gittikçe büyüyen tehdit oluşturuyor. WWF balıkçılık programının sorumlusu Katherine Short, sıcak sularda oksijen ve besinlerin azaldığını, bu nedenle sıcak suların balıkların üremesi bakımından elverişsiz hale geldiğini belirtti. Kirlilik ve aşırı avlanma yüzünden balıkların zaten azaldığı belirtilen raporda, “iklim değişiklikleri nedeniyle ortaya çıkan sonuçların kaçınılmaz olarak dengesizlik yaratacağı” kaydedildi. Short, balıkların mutlaka korunması gerektiğini vurguladı ve “Zira balıklar, bizim en değerli biyolojik ve ekonomik kaynağımız. Balık hem iyi bir besin kaynağı...” ifadesini kullandı. Suların ısınmasının, bazı balık türlerinin çoğalmasını engellediği belirtilen raporda, somon gibi balıkların su fazla sıcaksa yumurtlamadığına işaret edildi. Balıkların, oksijen oranı düşen sıcak sularda telef olma riskiyle karşı karşıya kaldığı kaydedilen raporda, balıkların daha serin sulara göç edebilecekleri, bu durumda da, besin bakımından bu balık türlerine bağımlı hayvan türlerinin geleceğinin tehlikeye düşebileceği uyarısında bulunuldu. WWF yetkilisi Stephan Singer raporu değerlendirirken, “Hükümetleriklim değişikliklerini önleyecek tedbirleri almazlarsa, hepimiz sudan çıkmış balıklara döneceğiz” ifadesini kullandı.Raporda, yeryüzünün ısınmasında en önemli etken olarak gösterilen karbondioksit gazı emisyonunun azaltılması için çağrıda bulunuldu.... Devamı

12 12 2005

KEDİNİN AKLINI OKUMA REHBERİ

    Focus dergisi, kedilerin dilini tercüme etti: Meraklandığında ne yapar, neden yiyecek çalar? Yoksa onların da mı sık sık kan şekerleri düşer?   Aylık popüler bilim ve kültür dergisi Focus, bu ayın özel dosyasında kedilerin aklından geçenleri bir bir oraya çıkardı. Dergideki yazıya göre Antik Mısır'dan Ortaçağ'a kadar uzanan dönemde ambarları kemirgenlere karşı korumak için ihtiyaç duyulan kediler, zamanla daha da evcilleşti, insanla dost oldu. Yine de küçük avcı rolünden sıyrılamayan kedilerin dilini öğrenmeye ne dersiniz? Öncelikle kedigiller (Felicidae) ailesinden gelen ev kedileri (Felis), tasma takılmasından hoşlanmaz, su kabı dururken gidip banyonun pis su giderinden su içer. Kan şekeri sık sık düşen kedilerin, mama kabı da boş durmaya gelmez. İşte bu nedenledir ki, avcılık ortamından yoksun bırakılarak eve tıkılmış kediler aç kalmaya gelemez ve 'hırsızlık' yapar. Yemek yerken gözlerini kısan kediler bu sebepten 'nankör' sıfatını alsalar bile, aslında bu da fizyolojik yapılarına bağlı bir durumdur. Sevilmek istediği zaman sokulan kedi, ona doğru uzattığınız eli adeta yönlendirir. Başını mı, yoksa sırtını mı okşamanız gerektiğini o belirler, siz değil! Avlanma zamanı genellikle akşam üstünden, şafak sökene kadar olan kediler, bu saatlerde ağaca konan kuşlara odaklandığı için, onu o anda okşamaya kalkmak elinizde büyük bir çizikle sonuçlanabilir. Kulakları binlerce ses arasından kendisini ilgilendiren sesi (mesela sahibini) kolayca ayırt eder. Beyin-beden orantısında sadece insan ve maymunla yarışamaz. Bıyıklarının kökü doğrudan sinir sistemiyle bağlantılıdır. 500'ü aşkın kasla donatılmıştır. Saatte 48 km. hızla koşabilir. Kıkırdak ve eklemlerle birbirine bağlı 240 kemiği vardır. Dengesini kuyruğuyla sağlar. Çevresiyle tüm organlarını kullanarak iletişim kurar. Duygu ve isteklerini kendi dilince anlatır. Memnuniyet: Memnun bir kedi, belini yay gibi içeri büker ve vücudunu kısmen gevşek bırakır... Devamı