12 12 2005

KARINCALAR BİRBİRİNİ UYARIYORLAR

  İngiltere’de yapılan bir araştırma, Firavun karıncalarının (Monomorium pharaonis), türdeşlerinin yiyecek ya da suyun olmadığı yerlere boş yere gitmelerini engelleyebildiklerini ortaya koydu.   Nature dergisinde yayımlanan makalede, firavun karıncalarının nereden su ya da yiyecek bulunacağıyla ilgili “olumlu” feromonlarla (bir böcek türünün, kendi bireyleri arasında haberleşmelerinde kullandıkları koku) iletişim kurduklarının daha önceden de bilindiği ancak yapılan araştırmanın bu karıncaların, türdeşlerinin gereksiz biryola girmelerini engellemek için “olumsuz” feromonlar yaydıklarını da ortaya çıkardığı belirtildi.Sheffield üniversitesinden Elva Robinson başkanlığındaki araştırmacılar, ortalama 3 milimetre boyundaki firavun karıncalarının, türdeşlerinin gereksiz bir yola girerek boş yere yorulmamaları için, birçok yöne ayrılan yol ağızları gibi bazı kritik noktalara koku bıraktıklarını belirlediler.Araştırmacılar, havayla yayılan kokunun, insanlar için sapaklardan önce yol kenarına yerleştirilen levhalar gibi karıncaların önceden birbirlerini uyarmalarını sağladığını da kaydettiler Devamı

12 12 2005

SİZ HİÇ ARIYI SOKAN BİR ARI GÖRDÜNÜZ MÜ??

Siz hiç arıyı sokan bir arı biliyor musunuz? ARILAR... 500 gram bal için arılar, 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konup kalkıyor.Bir kg bal için ise 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşıyor.Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor,100.000 km kanat çırpıyor. Bu deli çalışmanın arasında, Dönüp 'öbür arı benim kadar dolaşıyor mu? ' diye kontrol gereği de duymuyor.Birbirlerine tam bir güven içinde sadece hedeflerine odaklanmışlar! ...Bir bilgisayar saniyede 16 milyar aritmetik işlem yaparken, bilgisayarın doğadaki rakibi bal arıları bu sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonlukişlem yapmakta. Bir koloninin pazarlanacak 1 kg bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için, 8 kg bal tüketmesi gerekiyor. Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi demek...Onlar bu işi canla başla yapıyor, ve genetik olarak nesilden nesile aktarılmış bir tembellik asla söz konusu olmamış! Bu arı cumhuriyetinde cinlik yapmak için 'birkaç gram bal da kendime saklayayım' diye peteği hortumlayana da şimdiye dek rastlanmamış. Hepsi Güneşin 'kalk' ziliyle çalışmaya başlayıp,Güneşin 'paydos' ziliyle dinlenmeye çekiliyorlar. Hiçbir arı, 'kraliçe hanım işin kaymağını yiyecek diye ben geberene kadar çalışmam abi...' de dememiş, Kovandan çıkınını alıp başka yollara düşüp başka bir kovanda cumhuriyet kurmayı da düşünmemiş! Karşı kovandakileri kıskanıp o peteğe dadanmamış! Her bir petek gözünün altıgen prizma şeklinde inşa edilmesi esas peteğin direncini sağlıyormuş.Bu nedenle kilolarca balı rahatlıkla taşıyabiliyor. 'Gerçekten de en az balmumu harcayarak, maksimum ölçüde bal depolamak için en uygun şekil, arıların inşa ettiği altıgen prizmadır' diye onaylıyor fizikçiler. Hadi bakalım arılardan özür dileyelim, onlara 'hayvan' dediğimiz için. Elin hayvanı düzen tutturmuş, milyon yıldır hayatına fesat sokmadan sürdürüyor yaşamını. Arıların 'ayıkla pirincin taşını' diye bir sözleri de yok. Başka... Devamı

12 12 2005

BU DAR KAPILARDAN NASIL GEÇECEĞİZ???

Dar Kapı...             Andre Gide, “Dar Kapı” isimli kitabında, yaşanılanın değil yaşanılmayanın hikayesini anlatır; birbirlerini seven iki insanın bir türlü bir araya gelememesinin hikayesidir bu kitap. Ve birleşememelerinin nedeni,başkalarından ziyade kendileridir, kendi inançları, kendi korkuları önler onların aşklarının ifade edilmesini. Koca bir hayatı, istediklerini yapamayarak geçirir kitabın kahramanları. Yaşamak istediklerimizle yaşayabildiklerimiz arasında ortaya çıkan büyük uçurumun esas sorumlusunun aslında kendimiz olduğunu anlatır kitap. Bütün kitap boyunca okuyucu hep aynı isyanı hisseder, söyleyin artık, birleşin artık neden duygularınızı gizliyorsunuz, diye bağırmak ister. Ama, kitabın kahramanları, kendi yarattıkları o 'dar kapıdan' geçemezler bir türlü, orada sıkışıp kalırlar. Herkesin hayatı, dar kapılarla çevrilmiştir aslında. Rahatlıkla geçip feraha ulaşacağımız birçok kapıyı, kendi inançlarımız, korkularımız, endişelerimizle daraltıp kendimizi kendimize tutsak ettiğimizi çok geç fark ederiz. Yaptıklarımızdan ziyade yapamadıklarımızdan daha çok pişman olmamızın gizli nedeni de budur zaten, yaptıklarımızın sonuçları kötü çıksa da, çıkan sonuçlarda bizimle birlikte başkaları da sorumludur, başka birilerinin iradesi işin içine girmiştir, pişmanlığımızı ve öfkemizi başkalarının üstüne yıkabilir, pişmanlıktan kendi payımıza düşeni azaltabiliriz. Ama yapmadıklarımızdan duyduğumuz pişmanlıkların bizden başka sorumlusu yoktur, bizden başka bir suçlu bulamayız, o pişmanlığı tek başımıza sahiplenmek zorunda kalırız. Kendi geçmişimizden geleceğimize uzanan yolda karşımıza çıkan dar kapıları neden aşamayız, neden takılır kalırız oralarda, nedir bizi durduran, nedir bizi gelecek pişmanlıklara hazırlayan. Neden bir türlü istediğimiz gibi yaşayamayız? Neden ıslak bir kil parçası gibi elimizde duran hayatımızı şekillendirirken, bir yerinde takılır ve onu istemediğimiz bir biçimde şekil... Devamı

12 12 2005

ARKADAŞIM BADEM AĞACI

Sen ağaçların aptalı Ben insanların Seni kandırır havalar Beni sevdalar Bir ılıman hava esmeye görsün Düşünmeden gelecek karakış.. AÇarsın çiçeklerini .. Bense hayra yorarım gördüğüm düşü... Bir güler yüz bir tatlı söz.. Açarım yüreğimi hemen Yemişe durmadan çarpar seni karayel Beni karasevda Hem de bilerek kandırıldığımızı Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza Koş desinler bize şaşkın Sonu gelmese de hiç bir aşkın Açalım yine de çiçeklerimizi Senden yanayım arkadaşım Havanı bulunca aç çiçeklerini Nasıl açıyorsam yüreğimi Belki bu kez kış olmaz Bakarsın sevdan düş olmaz Nasıl vermişsem kendimi son sevdama Vur kendini sen de bu güzel havayaAZİZ NESİN Devamı

12 12 2005

SARIMSAK TARLASINI SATMAYAN DOSTLARA.....

  Genç adamın biri,Dermiş babasına her gün;'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'Baba, itiraz eder,Olmaz öyle çok dost, hakikisiBelki bir, belki iki,Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...Devam eder durur konuşma...Aralarında başlar bir tartışma,Karar verirler bir sınava,Dostun hakikisini anlamaya...Bir akşam bir koyun keserler,Ve koyarlar çuvala.Baba der ki oğluna,'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.Çuvaldan kanlar damlamakta,Sanki öldürmüşler de bir adamı,Koymuşlar çuvala,Dıştan böyle sanılmakta.Delikanlı sırtlar çuvalı,Gider en iyi bildiği dostuna,çalar kapıyı.O dost, bakar ki bir çuvalahem de kanlı,Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,Almaz içeri arkadaşını,Böylece tek tek dolaşır delikanlı,Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.Evlat geriye döner.Ama içten yıkılır...Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.Hadi, çuvalı alda bir kere de git O’na.Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.Geçerler arka bahçeye.Bir çukur kazarlar birlikte,Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,Üzerine de serpiştirirler toprak.Belli olmasın diye dikerler sarımsak...Genç adam gelir babasına;'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden O’na,Işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.Sonra gel olanları anlat bana...'Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!Der ki tokadı yiyen DOST;'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasınıböyle iki tokada'!Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile SeniSevmeli...Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...Dayanılmaz oldu... Devamı

09 12 2005

hiç sevmem kış güneşlerini:(

kış güneşi gibi insanlar:) önce birden içinizi aydınlatır, dışınızı aydınlatır, sıcacık ısıtır bir anda ve sonra neye uğradığınızı anlamadan gidiverir... Devamı

06 12 2005

SON ANA KADAR HEP BİR UMUDUM OLSUN DİYE

Küçük balık yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye. Önce müthişbir acı duydu dudağında. Gümbür gümbür oldu yüreği, sonra hızla çekildiyukarıya. Aslında hep merak etmişti, denizlerin üstünü. Neye benzerdi acepgökyüzü. Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu."Dudağı yanıklar" denir, şanslıdır onlar. Hani görüp de gökyüzünü, insanı,oltadan son anda kurtulanlar.Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu. Küçük balık anladıyolun sonunun geldiğini. Koca denizlere sığmazdı yüreği, oysa şimdiyüzerken küçücük yeşil leğende cansız uzanıvermiş dostlarına değiyorduminik yüreği. İnsanlar gelip geçtiler önünden. Bir kedi yalanarak baktıgözünün içine.Yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derinmaviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu.İşte tam o sırada eğilip aldım onu, yürüdüm deniz kenarına. Bir öpücükkondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret, sade bir törenle saldımdenizin sularına. Bir an öylece bakakaldı, sonra sevinçle dibe daldıgitti, tüm kederimi söküp atarak. Teşekkürü de ihmal etmemişti, birkaçdeğerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak.Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptınbunu diye.."BİR GÜN" dedim, "BULURSAM KENDİMİ YEŞİL LEĞENDEKİ KÜÇÜK BALIK KADARÇARESİZ, SON ANA KADAR HEP BİR UMUDUM OLSUN DİYE.." Devamı

04 12 2005

İNCİNİN ÖYKÜSÜ

Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su uzerindenakip gecsin diye,kabugunu acmis. Su icinden gecerken, solungaclariyiyecek toplayipmidesine gonderiyormus. Aniden, yakinindaki bir balik,bir kuyruk darbesiylekum ve camur firtinasi yaratmis. Istiridye de kumdannefret edermis;zira kum oylesine puruzluymus ki kabugunun icinekacarsa son derecerahatsiz olurmus. Istiridye derhal kabugunu kapamisama cok gec kalmis;Sert ve puruzlu bir kum tanecigi iceri girip, icderisi ile kabugun arasinayerlesmis.Kum tanesi istiridyeyi ne cok rahatsiz ediyormus.Ama, kabugunun icini kaplamasi icin kendine verilmisolan salgi hucresinihemen calistirarak, minik kum tanesinin ustunukaplamaya baslamis;ta ki, nefis, parlak ve duzgun bir ortu olusanakadar...Istiridye, yillar yili, minik kum taneciginin ustunekatlar eklemeye devametmisve sonunda muthis guzel, parlak ve son derece degerlibir inci olusmus. Karsi karsiya oldugumuz problemlerbu kum tanecigine benzer,bizi rahatsiz ederler ve niye bize bu derece eziyetcektiripasabilestirdiklerine sasariz;fakat ; ... azmin getirdigi cesaret ve kuvvetle,sorunlarimizin ve zayifliklarimizinustesinden geliriz. ...daha alcakgonullu,isteklerimizde daha israrli, cevremizdekilere dahayakin,daha akilli ve sorunlarimiza karsi daha dayanikli halegeliriz. ...gizli gücümüzle, yasamımızdaki pürüzlü kumtaneciklerini,bize kuvvet veren ümit ve ilham kaynagi olan degerliincileredönüstürürüz....ümitsiz olmayınümit siz olun.... Devamı

03 12 2005

KUŞ TÜYÜ ÖĞÜTLER

Gözünü bu satirlardan bir an kaldir ve kus tüyünündüsüsünü hayal et.. Hem havada asili kaliyor, hem iniyorgibidir... Çok uzaktan geliyor gibi ama çok yakin gibi durur.   uykun gelir mi kus tüyünü duyunca? Yoksauyanir misin tatli ve gerçek bir rüyaya? Iste sana kus tüyügibi hafifçe dokunan ögütler... Istersen birak düssün,istersen havada öylece asili kalsin. Sen bilirsin.Sevmeyi ögren: Sevdikçe varliginin kâinatla toplandiginigörürsün. Sevince, kendini kendinden öte tasirsin. Sevincekalbine yeni ve sonsuz kanatlar takarsin. Sevince, mavi bir deniz olurkalbin; hiç bilmedigin kiyilara varirsin.Bagislamayi ögren: Bagisladikça dostlarinin sayisinionla çarpmis olursun. Bagislamak kalbinin yükünü azaltir.Bagislayinca, kalbine batan dikenler güle döner. Bagislayincaönce kendini bagislamis gibi olursun, nefretin ve kinin yükünüomzundan atarsin.Pismanlik duymaktan korkma: Pismanligini itiraf ettikçehatalarinin küçük, anlasilir ve bagislanabilir parçalarabölebildigini görürsün. Pismanlik sancisini göze aldiginsürece, hatadan dönmenin lezzetini de yasamaya baslarsin.Pismanlik içtenligin sinamasidir. Içtenligi olmayanlarpisman olamazlar. Pisman olmayanlar içtenlik kazanamazlar.Hatirlamayi ögren: Hatirladikça, sevgilerinin kare kökünübulup, onlardan hüznü çikardigini fark edersin. Hele deçocuklugunu çok hatirla ki, hiç endisesiz mutlu oldugun anlariyeniden yasa. Mutlu olmayi beceremeyen biz büyüklere içimizdekiçocuk mutlulugun sadelik ve hirssizlikla ilgili oldugunufisildar. Dur ve dinle çocugunu.Deger vermesini ögren: Deger verdikçe sevgilerin küpünü bulup,onlari mutlulukla çarpabildigini görürsün. Deger vermedengeçirdigin günün günesi hiç dogmamis gibidir. Degerinibilmedigin esyaya hiç sahip olmamis gibisindir. Degerinibilmedigin dostlarin sana göre hiç yasamamis gibidir. Degervermesini ögrendiginde, hayatin sahihlestigini fark edersin. Dahayavas yürürsün ama adimlarini yere siki basarsin.Iltifat etmesini ögren: Iltifat ettikçe, insanlarla arandaki enkisa mesafenin bir t... Devamı

03 12 2005

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN "SENDEN SENİNLE SENİN İÇİN" 10 unc

Korkunun olduğu yerde aşk yok. Cesarettir sevmek. Düzenlere, oyunlara, kötülüklere meydan okumaktır. Sevmek; uzaklaşmaktır yalandan, bencilliği hiçe saymaktır. Bir başka açıdan da inanmaktır sevmek. Gerçekten inanmaktır, tüm inanmaktır. İnsan sevince; sevdiğine bütün varlığı ile teslim olmamışsa, yeteri derecede sevmemiş demektir. Ve ona kayıtsız, şartsız inanmıyorsa, sevgiden bahsetmeye bile hakkı yoktur. Kıskançlık inancımızın bütünlüğü ölçüsünde besler aşkı. Şüpheyse öldürür. Şüphenin olduğu yerde, inancın yeri olmaz. Sevgiden bahsedilemez orada. Kıskançlıksa;kutsal bir duadır, dudağında sevenlerin. Sevmek; var olmaktır bir bakıma, derinden bakılınca yokluğa benzer. Sevmek; bütünlenmektir. çok seven eksildiğini zanneder, oysa artmaktır sevmek, çoğalmaktır. Çevrenin gözlerinizden silinmesi, önce bir eksilme hissi verir insana. Fakat o her şeyiizi varlığı ile doldurdukça arttığımızı anlarız. O bir tek kazanç, bütün kayıplarımızı karşılar. Bir an gelir; her şeyi onunladeğerlendirmeye başlarız. O bugün mutluysa yaşamak güzeldir. Kabımıza sığamayız. Şarkılar söylemek gelir içimizden .  O kederliyse, gözlerimizde her şey kederdir artık. Bütün güzellikler bir bir yitirir anlamlarını. O anlarada ölümü düşünür de, yine ölmeyiz kurtulmamak için. Yanmaktır, tutuşmaktır sevmek ve yaşadıkça hiç sönmemektir.               Dinle, sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim nce. Ne olduğunu sen sonra anlayacaksın. Dinle. Sevmek alışveriş değildir. Geometri değildir, aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama karşılığında hiçbir şey alınamaz. Karşılıksız bir çeke atılmış kuru bir imza değildir sevmek. İskabil kağıdı değildir, zar değildir, bie dilim ekmek değildir, bir kadeh içki değildir, hesap pusulası değildir sevmek. Sevginin bedeli yina sevgiyle ödenir, altınla değil. Sevilmekse; sevmenin mükafatıdır ancak, karşılığı değil. Bir sevgiye eş başka bir sevgi lamaz. Çünkü her sevgi birbirinden büyüktür. Sevg... Devamı

03 12 2005

ÖNEMLİ ve ÇOK ACİL ÖZELLİKLE İSTANBUL'DA OTURANLAR LÜTFEN...

ÖNEMLİ ve ÇOK ACİL ÖZELLİKLE İSTANBUL'DA OTURANLAR LÜTFEN MÜMKÜNOLDUĞU KADARTANIDIKLARINIZA YOLLAYIN TELEFON NUMARASINDAN DOGRULUGU KONTROLEDİLDİ7 Yasindaki bir kız cocugu icin acil KanSevgili Arkadaşlar, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Onkoloji Çocukbölümündü yatan 7 yaşında Lösemi hastası DamlaAşhan için AB-(Negatif) taze kana ihtiyaç duyulmaktaymış. DOKTORLARA GÖRE ENAZ6 AY DEVAMLI KANA ihtiyaçları Var.. Yardım etmek isteyenlerolursaaşağıda yazılan cep telefonlarından annesine ulaşabilirler. Sizdebu e-postayı lütfen tanıdığınız herkese gönderin. Zor durumdaolanbu çocuğa yardım edelim.Herkese Sağlıklı Günler...Damla'nın Annesi: 0532 411 32 53 ve 0535 625 06 98Unutmayın, yarın bizim de başımıza gelirde mail atarsak, mailleriokumadan silenlerin hakkında ne düşünürüz Devamı

03 12 2005

NİNEM DİYO Kİ..

- Kadın var taşı aş yapar, kadın var aşı taş yapar.- Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa da ayaklarını uzatmış.- Kusuru söylenmeyen adam, ayıbını hüner sanır.- Arazi eve yakın, at yere yakın, avrat ere yakın olmalı.- Kartal sinek avlamaz, köpek kuşa havlamaz; aklı olan gelin, kaynanaya  hırlamaz- Susmak, dayanılması çok güç bir cevaptır.- Para çoğu kapıyı açar, ama, kilitleyemez.- Cahil savaş davuluna benzer; sesi çok, içi boştur- Kar kuytuda, para pintide eğleşir.- Aşkın nevi bir, taklidi bin türlüdür.- Aşk kızamık hastalığı gibidir insan ne kadar geç yakalanırsa, o kadar ağır geçirir. Devamı

03 12 2005

S e N i S E v i Y o R u M diyebilmekkkkk

  YYYYYYYYY       Bundan yaklaşık 12 yıl önce bir gün küçük bir kilisenin küçük bir bahçesi. Bir peder, bir gencin kendisine güldüğünü görüyor. Ayin bitince peder çocuğa soruyor: "Niye gülüyorsun?""Tanrı'ya kayıtsız şartsız inanmayı anlamıyorum. Sana sormak istiyorum bir gün gerçekten istesem Tanrı'yı bulacağıma inanıyor musun?"Peder cevap verdi. "Hayır."Genç devam etti: "Yaa. Oysa insanları sanki bu olurmus gibi yönlendiriyorsun gibi geldi bana."Genç adam tam uzaklaşacakken Peder şöyle seslendi genç adama: "Tanrıyı bulabileceğini düşünmüyorum, ama o bir gun seni bulacak."Genç adam hınzırca gülümseyip uzaklaştı. Yıllar sonra bir gün bahçede genç adam Peder'in yanına geldi. Acı bir haberi beraberinde getirmişti. Ölümcül bir kansere yakalanmıştı ve kurtulma şansı hiç yoktu. Bahçeye girdiğinde zayıflamış, çökmüştü. Kemoterapi, o güzel saçlarını dökmüştü. Ama gözleri hâlâ pırıl pırıldı."Birkaç haftalık ömrüm kalmış Peder" dedi."Sana bir şey sorabilir miyim?" dedi peder."Tabii," dedi... "Ne öğrenmek istiyorsun?""Sadece 30 yaşlara yaklaşırken ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?""Daha kötüsü olabilirdi. 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, karımı aldatmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak sanmak gibi..."Sonra niye geldiğini anlattı: "Yıllar önce bahçede Tanrı'yı bulup bulamayacağımı sormuş, 'Hayır' yanıtı alınca şaşırmıştım. Sonra 'Ama o seni bulur' dedin... İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar bağırsaklarımdan parça alıp kötü huylu olduğunu söyleyince, Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım birden.Her gece dua ettim. Kiliseden çıkmaz oldum. Hiçbir şey olmadı... Bir sabah uyandığımda, ilahi bir mesaj alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçtim.Ömrümün geri kalan vaktini, Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım. O zaman bir şairin şu dizelerini düşündüm: 'En büyük mutsuzluk sevgisiz bir hayat sürmektir. Bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine '... Devamı

02 12 2005

HANGİ FİLMİ, KAÇ KİŞİ İZLEDİ?

TABLE.bilge { border: 1 solid #2B4C9B; font-family:arial; font-size: 8pt; text-align:right; } TR.baslik { background-color:#2B4C9B; font-weight: 700; color:white; } TR.normal { background-color:white; } TR.koyu { background-color:#DEE3EF; } HANGİ FİLMİ, KAÇ KİŞİ İZLEDİ?  ADI HAFTA TOPLAM  HARRY POTTER 1 338.589  TÜREV 1 2.031  ÖLÜ GELİN 1 810  BABAM VE OĞLUM 2 153.436  UÇUŞ PLANI 2 220.545  TESTERE 2 2 211.228  DÖNGEL 4 557.089  MASKELİ BEŞLER 4 696.883  WALLACE AND GROMIT 4 135.718  THE İMAM 6 100.665 ... Devamı

02 12 2005

[OLIVER TWIST] İyiler her zaman kazanır!

  Dünya edebiyatına âşina olanların konusunu hatırlamakta hiç de zorlanmayacakları Oliver Twist’in maceraları, Polonyalı ünlü yönetmen Roman Polanski’nin bakış açısıyla yeniden beyazperdeye çıktı. Bugünden itibaren ülkemizde de gösterilmeye başlanacak filmde, Charles Dickens’ın daha önce de pek çok kez beyazperdeye ve televizyon dizilerine uyarlanan ‘Oliver Twist’ isimli kahramanının başından geçen olaylar, masalsı bir tarzda anlatılıyor. Son olarak ‘Piyanist’le ‘en iyi yönetmen’ Oscar’ını alan Polanski sineması adına farklı tatlar taşıyan bir film Oliver Twist. 130 dakika boyunca sadece masal anlatmakla yetinmeyen yönetmen, o günlerin liberalleşen İngiltere’sini yansıtmaya çalışırken, bolca karakter tahlili yapmayı da ihmal etmiyor. Polanski, tüm bunları yaparken sinema tekniği açısından izleyiciyi bir dakika bile olsun, dönemin atmosferinden düşürmeden ilerliyor. Bu anlamda hiç şüphesiz, Dickens’ın anlatım tekniğinin yönetmene yardımcı olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Toplumsal gerçekçi olarak İngiliz edebiyatına bolca karakter kazandıran yazar, Oliver Twist’te de değişik tipler sunmaktan geri kalmıyor okura. Ayrıca Dickens’ın 1800’lü yıllar Londra’sında yaşadığı yoksulluk ve dışlanmışlıkla yönetmen Polanski’nin çocukluğunu geçirdiği Polonya’da başına gelenler, birbirinin tekrarı gibi. Bu birlikteliği iyi sentezleyen yönetmen, bir klasiğin beyazperdeye nasıl aktarılabileceğinin örneklemesini de göstermiş, diyebiliriz. Londra yolunda bir küçük çocuk Kahramanımız Oliver, yetimhanelerde büyüyen, orada her türlü cefayı çeken, masum, saf bir çocuk. Bir gün, kaldığı yerde istediği bir kap daha fazla yemek, onun maceralara atılmasına yol açar. Yetimhane müdürleri mükellef sofralarda oturup midelerini şişirirken, küçücük çocukların aynı mekanda açlıktan gece uyuyamıyor oluşu, düpedüz bir haksızlıktır. Müdürler tarafından sorunlu gösterilen Twist, ... Devamı

02 12 2005

Beyninizin sağ yanını kullanıyorsanız üstün zekâlısınız

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, bireyin algılama ve yeteneklerini gösteren ilginç bir çalışmaya imza attı. Fakültenin eski Dekanı Prof. Dr. Alemdar Yalçın, insanların kişisel, ruhsal ve fiziksel özelliklerini gösteren bir beyin haritası çıkardı. Haritaya göre üstün zekalı insanlar, beyinlerinin sağ tarafını kullanıyor. Sağ yanıyla düşünen ve hareket edenler, monotonluk, geleneksel yapı ve kalıplardan hoşlanmıyor. Ruh ve metafizik gibi gizemli konulara ilgi duyuyorlar. Sebatkar olarak nitelenen kişiler ise beyinlerinin sol tarafını kullanıyor. Diğerlerinin aksine klasik sınıf, yapı ve kalıplar, görsel materyaller ile duyulara hitap eden kaynaklara ilgi gösteriyorlar. Erkekler genellikle beyninin sol tarafına ağırlık verirken, kadınları ise beyinlerinin sağ yanı yönetiyor. Beyin haritası, insanın algılama ve yeteneklerinin beynin bölgelerine dağılımını gözler önüne seriyor. Sağ yanda, ruh, metafizik, parapsikoloji ve fizikötesi gibi esrarengiz konular yoğunlaşıyor. Bu konulara ilgi duyanlar çoğunlukla üstün zeka özellikleri gösteriyor. Bütünsel-tümdengelimci oluyorlar. Kavramın bütününden anlama ulaşıyor, daha sonra ayrıntılara odaklanıyorlar. Beyninin sağ üst tarafını kullananlar fazla rüya görüyor. Hayal güçleri geniş oluyor. Kavrayış, öykülendirme, canlandırma, grafikleme, renk ve bütünü kavramada başarı gösteriyorlar. Şiir, roman, resim gibi sanatsal konulara ilgi duyuyorlar. Sağ alt köşesi baskın gelenler ise değer yargısına varmaktan kaçınıyor. Kolay inanıyorlar. Jest ve mimiklerini fazla kullanıyorlar. İkna, açıklama, kodlama ve oyun becerileri yüksek olurken, vurgu, tonlama, akıcı konuşma ve müzik yetenekleriyle ön plana çıkıyorlar. Ayrıca tutku, kin ve öfke gibi duygulara daha yatkın oluyorlar. Solu ağır basanlar, söz ve kararlarından dönmüyorlar. Seri klavye kullananlar da sol yanıyla hareket ediyor. Bu kişiler iyi problem çözüyor, matematik, mühendislik ve teknik konulara ilgi duyuyorlar. Tartışma, eleştiri ve savunma becerileri yüksek oluyor. Anl... Devamı

02 12 2005

Hayatımızın 6 yılını yollarda tüketiyoruz

Kent yaşamını çekilmez hale getiren trafik sıkışıklığı, minibüs edebiyatının en tanınmış vecizelerinden “Ömür biter yol bitmez” sözünü neredeyse haklı çıkartıyor. İstanbullu hangi semtte oturduğu farketmeksizin günde ortalama 3 saatini trafikte geçiriyor. Ayda 5 bin 400 dakikasını evinden işine işinden evine ulaşma çabası içinde yollarda geçiren kent sakinleri , ortalama insan ömrünün 68 yıl kabul edildiği ülkemizde 5.6 yılını yollarda harcıyor. ÖZEL ARAÇ ÇILGINLIĞI Trafik yoğunluğu yaşanmayan neredeyse hiçbir semtin kalmadığı İstanbul’da her gün trafiğe 500 civarında yeni araç katılıyor. Günde 2 buçuk milyon aracın gezindiği kent caddelerinde 18 milyon kişinin yüzde 90’ı özel araçlarıyla seyahat ediyor. Avrupa ve Asya yakalarını arasında seyahat eden kişi sayısı ise Estonya’nın nüfusuyla aynı. Yani 1 buçuk milyon. Vatandaşların sadece yüzde 5’i toplu taşıma araçlarını tercih ederken kitle ulaşım araçlarına gösterilen ilgisizlik trafik sıkışıklığının ana nedenlerinden birini oluşturuyor. ÖSS’YE HAZIRLANDIKartal’dan Mecidiyeköy’e ulaşmaya çalışan bir kişi en az 1.5 saatini yollarda geçirirken, yol sıkıntısı ve vakit kaybını engellemek için alternatif eğlenceler yaratanlar da yok değil. Her gün Kartal’dan 07.30’da yola çıkan ve Mecidiyeköy’e ortalama 1.5 saatte ulaşan Gazeteci Zana Yavuz, yolda ÖSS’ye hazırlanarak üniversiteyi kazananlardan. “Üniversiteyi trafikte çözdüğüm sorularla kazandım” diyen Yavuz, Kadıköy’de gittiği dershane ile evi arasında bir yılda tam 16 bin 500 soru çözdüğünü de söylemeden edemiyor. Reklamcılar memnunNeredeyse televizyon karşısında geçirilen süreye eşit trafikte harcanan bu zaman reklamcıların da dikkatinden kaçmış değil. Radyo programları en yüksek ratinglerini bu trafik yoğunluğuna borçlu.Adım adım ilerleyen taşıt dizilerinin arasında ilk göze çarpan reklam panoları olduğu kadar anayol manzaralı apartmanlar da dev reklam afişlerine ev sahipli... Devamı