02 12 2005

BU İŞİ KİM YAPACAK???

Öykümüz herkes,birisi,herhangibiri ve hiçkimse adlı dört kişi hakkında:yapılması gereken önemli bir iş vardı ve HERKES BİRİSİNİN bu işi yapacağından emindi.Gerçi işi HERHANGİBİRİ de yapabilirdi ama HİÇKİMSE yapmadı.BİRİSİ buna çok kızdı.Çünkü iş HERKES in işiydi.HERKES HERHANGİBİRİNİN bu işi yapabileceğini düşünüyordu ama HİÇKİMSE HERKES in yapmayacağının farkında değildi.Sonunda HERHANGİBİRİ nin yapabileceği işi HİÇKİMSE yapmadığı için HERKES BİRİSİNİ suçladı. Devamı

02 12 2005

EN ŞANSLI İNSAN..

Frena Selak, 74 yaşında emekli öğretmen. Hırvatistan'da yaşıyor. Tam 7 felaketten kurtuldu, dünyanın en şanslı insanı oldu. 1962: Saraybosna'dan kalkan, Dubronik'e giden trene bindi. Tren raydan çıktı ve birkaç vagon nehre düştü. Buz gibi suda 17 kişi boğuldu. Selak'ın kolu kırıldı ama kurtuldu. 1963: Zabreb'te DC-8 tipi bir uçağa bindi.Uçak havadayken kapısı açıldı ve Selak aşağıya düşen 20 kişiden biriydi.Kazada 19 kişi öldü. Selak saman yığınına düştüğü için yaralı olarak kurtuldu. 1966: Bindiği otobüs nehre uçtu. 4 kişi öldü, o birkaç sıyrıkla kurtuldu. 1970: Otomobiliyle giderken motor alev aldı. Kendini dışarı zor attı, aracın benzin deposu infilak etti. 1973: Otomobilinde meydana gelen patlamada saçlarının bir bölümünü kaybetti. 1995: Zagreb sokaklarında otobüs çarptı. Yaralı kurtuldu. 1996: Otomobil bir virajda Birleşmiş Milletlere ait kamyonla çarpıştı.Skoda marka otomobiliyle uçuruma uçtu. O bir ağacın üstüne düştü. Otomobil yandı. 2003: Piyangoda 1.3 trilyonluk ikramiye kazandı. Şimdi amacı kazasız belasız yaşamak.... Acaba yarın başına ne gelicek.... Devamı

02 12 2005

KADERİ BENZEMESİN ..

Abraham Lincoln 1860 yılında ABD Başkanı oldu. Kennedy ise 1960 yılında Başkan seçildi. Her ikisi de Beyaz Saray'da yaşarken bir çocuklarını kaybettiler. İki başkan da Cuma günü ve kafalarından vurularak öldürüldü. İki başkan da birer Güneyli tarafından vuruldular. Ölümlerinden sonra Başkan atananların adları Johnson' du. Lincoln ve Kennedy' i vuran John Wilkes Booth ve Lee Harvey Oswald mahkemelerinden önce vuruldular. Suikasttan sonra Booth tiyatro salonundan kaçmış ve bir depoda yakalanmıştı. Oswald ise depodan kaçmış ve sinema salonunda yakalanmıştı._________________ Devamı

01 12 2005

:((tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkarmış mış??yıllard

valla bu benim kafamı meşgül etmedi hiç..kafam çok kıymetlidir.. bu soruyla kafası karışanlarıda anlamam ben..demek ki hayatta cevabını merak ettikleri hiç soru yok ben o kadar  çok şeyi merak ediyorum ki buna hiç sıra gelmez..zaten neyini merak edicem boş birşey işte..yumurtadan tavuk çıkmaz zaten..civciv çıkar,yumurtada civcivden çıkmaz.yumurta tavuktan çıkar..bu boş şeye bu kadar bile vaktimi harcadığıma inanmıyorum:) Devamı

01 12 2005

YIKILIŞ

Günahım, vebalimdin Kızımdın kimi zaman Kız kardeşim Yada sevgilimdin Hiç bir şeyim değildin Belki de her şeyimdin Çirkinimdin, Güzelimdin Sevgide iki gözüm Dostlukta iki gözüm Dostlukta sağ elimdin Dilim dilimdin Öpüşürken Yüreğime serilmiş Nakışlı bir kilimdin Deli olurdum Bir gün görmesem Hasretimdin, Hayalimdin Bir başkaydı Kavuşmalarımız O zamanlar çılgındım Delindim Şimdi bakıyorum da Geldiğimiz yere Soruyorum Sahi sen kimdin? Devamı

01 12 2005

BÜYÜK TAŞLARIMIZ HANGİLERİ??

ZAMAN YÖNETİMİ.. Asagidaki gercek hikâye Kellog Business School’da (Northwestern Universitesi) Is Idaresi master ogrencileri ile Zaman Yonetimi dersi profesoru arasinda gecer:Profesor sinifa girip karsisinda duran dunyanin en secilmis ogrencilerine kisa bir sure baktiktan sonra, “Bu gun Zaman Yonetimi konusunda deneyle karisik bir sinav yapacagiz” dedi. Kursuye yurudu, kursunun altindan kocaman bir kavanoz cikartti. Arkadan, kursunun altindan bir duzine yumruk buyuklugunde tas aldi ve taslari buyuk bir dikkatle kavanozun icine yerlestirmeye basladi.Kavanozun daha baska tas almayacagina emin olduktan sonra ogrencilerine dondu ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.Ogrenciler hep bir agizdan “Doldu” diye cevapladilar.Profesor “Oyle mi?” dedi ve kursunun altina egilerek bir kova micir cikartti. Miciri kavanozun agzindan yavas yavas doktu. Sonra kavanozu sallayarak micirin taslarin arasina yerlesmesini sagladi.Sonra ogrencilerine donerek bir kez daha “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.Bir ogrenci “Dolmadi herhâlde” diye cevap verdi.“Dogru” dedi profesor ve gene kursunun altina egilerek bir kova kum aldi ve yavas yavas tum kum taneleri taslarla micirlarin arasina nufuz edene kadar doktu.Gene ogrencilerine dondu ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. Tum siniftakiler bir agizdan “Hayir” diye bagirdilar.“Guzel” dedi profesor ve kursunun altina egilerek bir surahi su aldi ve kavanoz agzina kadar doluncaya dek suyu bosaltti.Sonra ogrencilerine donerek “Bu deneyin amaci neydi” diye sordu.Uyanik bir ogrenci hemen “Zamanimiz ne kadar dolu gorunurse gorunsun, daha ayirabilecegimiz zamanimiz mutlaka vardir” diye atladi.“Hayir” dedi profesor, “bu deneyin esas anlatmak istedigi "Eger buyuk taslari bastan yerlestirmezsen kucukler girdikten sonra buyukleri hic bir zaman kavanozun icine koyamazsin" gercegidir” Ogrenc... Devamı

01 12 2005

HAYAT-SU-KAYA

Bir zamanlar bir üstat varmış. İnsanlar konuşmasını dinlemek içintoplanırmış. Söyledikleri harikulade imiş. Sevgi sözcükleri ona kulakveren herkesin, ta yüreğine işlermiş.Kalabalığın arasından bir adam, üstadın ağzından çıkan her sözcüğüdinlemiş.Gönlü yüce olduğu kadar, alçakgönüllüymüş de. Üstadın sözleribu adamı öylesine derinden etkilemiş ki, onu evine davet etmekistemiş.Üstat konuşmasını bitirdiğinde adam, kalabalığın içinden geçerekkarşısına çıkan üstadın gözlerinin içine bakarak; "Meşgul olduğunu,herkesin senin ilgini istediğini biliyorum" demiş,"Biliyorum, sözlerimi dinleyecek pek zamanın yok. Ama yüreğim öylesineaçık, sana duyduğum sevgi öyle büyük ki, seni evime çağırmak, seniniçin en güzel yemekleri hazırlamak istiyorum. Çağrımı kabul etmenibeklemiyorum ama, içimdekileri sana bildirmeden edemedim.Adamın gözlerinin ta içine bakmış üstat. Yüzü gülüşlerin en güzeliyleaydınlanmış ve "Hazırlığını yap" demiş, "Evine geleceğim."Bu sözcüklerin adamın yüreğinde yarattığı sevinç çok büyükmüş. Üstadahizmet etmek, sevgisini dile getirmek için zamanın geçmesinisabırsızlıkla beklemiş.Yaşamın en önemli günüymüş bu; Üstat evinde,onunla birlikte olacakmış ya.Yiyeceklerin, şaraplarin en iyisini almış. Üstada armağan edeceğigiysilerin en güzelini seçmiş. Sonra da, hazırlıklarını tamamlayıp,üstadı ağırlamak için evine koşmuş. Bütün evi temizlemiş, yemeklerinen lezizlerini pişirmiş, güzel mi güzel bir sofra kurmuş. Üstat çokgeçmeden orada olacağı için yüreği sevinç doluymuş.Kapısı çalındığında kaygı içinde beklemekteymiş adam. Yerindenfırlayıp kapıyı açmış. Açmış ama, üstat yerine yaşlı bir kadındurmaktaymış karşısında.Kadın gözlerinin içine bakarak; "Açlıktanölüyorum" demiş, "Bana bir parça ekmek verebilir misin?"Gelen üstat olmadığı için hafifçe düş kırıklığına uğramış adam. Kadınabakıp, "Buyur, gir içeri" demiş. Kadını, üstat için hazırladığı yereoturtup, üstat için pişirdiği yemekleri sunmuş. Adamın cömertliğiyaşlı kadına dokunmuş.Teşekkür etmiş, çıkıp gitmiş.Adam sofrayı ... Devamı

01 12 2005

KALBİMİZ KONUŞURSA...

YYYYYYYYYYYY Başını yukarı kaldırıp kendisine bir yıldız seçti. Gökyüzünü kucaklamak istercesine kollarını açabildiği yere kadar açtı. Dokunabildiği en uç noktayı avuçlarının içinde topladı. Parmaklarını var gücüyle sıktı ve göğsünün üzerinde birleştirdi. Buradasın diye sevgiyle seslendi, usulca.. Bakışları, yumruk halindeki ellerine kaydı ve kalbinin yumruğu büyüklüğünde olduğunu farketti. Bir an kalbinin ellerinde attığını, göğüs kafesinde bir boşluk olduğunu hissetti. Şaşkınlıkla seyretti bu görüntüyü. Ruhu bedeninden dışarı çıkmış kendisini izliyordu adeta. Bedeni, içi boş bir buzdolabı gibi önünde dikiliyordu. Soğuk... Hareketsiz... Ve sessiz. Kalbini ağırlayan bir ev sahibi gibiydi. Görünmez bir iplik onları bir arada tutuyordu. Konuşmak istedi onunla. Sözlere gerek kalmaksızın kalbinden yanıt geldi. Aralarında psişik bir iletişim vardı. Dinlemeye koyuldu. Kalbinin fısıldayarak söylediği bir şarkıydı bu... Gece karanlık yıldızlar parlaktı. Kadının teni sıcak, yüreği çıplaktı.Ay okşarken pürüzsüz tenini,Ve sunarken med-cezirlerle kendini,Kadın hiç bu denli varolmamıştı.Ağlamamıştı...Oturdu sokak lambasının altında. Gece ışıkları, ayı bir de sokak lambalarını severdi. Çaresizlik içindeki coşkun mücadeleyi, karanlıklar içinden başkaldırmış aydınlıkları, bir de çocukken okuduğu bir hikayeyi çagrıştırırdı bunlar ona. Evlerinde elektrik olmadığından sokak lambasının altında üşüyerek ders çalışan ve yıllar sonra çok iyi yerlere gelen birinin hikayesiydi. Ne zaman direncinin azaldığını hissetse bir sokak lambasını ziyaret ederdi. Soluklandı... Elindeki kalp düzenli bir ritimle atıyordu hala. Sordu ona... Neden kadın o kadar çok ağladı, aşktan mı diye..?. Kalbi dedi ki evet aşk lazım ama... Daha çok anlaşılamamaktır şikayet edilen... Kesme ve dinle... Küçük bir çılgınsınÖzgür, serseri adımlarla yürüyen.Bir savaşçı olarak kalacaksın.Hayallerini yolda karşılayacakBaşkalarına sunacaksın.Anlatacak, anlayacak amaAnlaşılamayacaksın... Anlaşılamadığına ağlamıştı kadın. Buna ... Devamı

30 11 2005

BU MÜKEMMEL ŞİRKET HANGİ ŞİRKET???

                500 kisiden biraz fazla calisani olan ve bu calişanlarin şusuçları işlediği bir kurum/şirket düşünün :* 29 kisi esine karsi siddet kullanmakla suclanmis,* 7 kisi sahtekarlik sucundan tutuklanmis,* 19 kisi karsiliksiz cek yazmaktan suclu,* 117 kisi dogrudan veya dolayli olarak en az iki isinde iflas etmis,* 3 kisi tecavuzden yatmis,* 71 kisi kotu kredi gecmisi sebebiyle kredi karti alamiyor,* 14 kisi uyusturucu ile ilgili suclardan tutuklanmis,* 8 kisi magazada hirsizlik yaptigi icin tutuklanmis,* 21 kisi halen bir davada sanik olarak yargilaniyor,* 84 kisi gecen sene icinde sarhos olarak arac kullanmaktan tutuklandiBunun hangi kurum / sirket olabilecegini tahmin edebilirmisiniz?vaz mi gectiniz? bulamıyorum mu dediniz ?Biraz daha asagiya inin o zaman!...T.B.M.M.Bu araştırmayı son secimden sonra tempo dergisiyapmış. Devamı

30 11 2005

"KEŞKE" LERimiz VE "İYİKİ" LERimiz

Keşke...Teypte eski bir Cohen şarkısı:“Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana?’/Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona /‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim,/ ‘benim gözlerime de o oldu’.* * *8-10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi…Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar…Ve yenik; “keşke”li cümleler gibi…Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı…Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, “keşke”, onun güzüne denk gelir.Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç…Mağlubiyetin takısıdır “keşke”...Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, gözyumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte…“Yolunu gözlemeseydim”, “öyle demeseydim”, “terk edip gitmeseydim”, “en güzel yıllarımı vermeseydim” diye diye sızlanır gider.* * *“Keşke”nin panzehiri “İyi ki”dir.İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.“Keşke”, çoğunlukla bir “ahh”la kopup gelir ciğerden… esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden…“İyi ki” ise, muzaffer bir “ohh”la büyür; cüretiyle öğünür.“Keşke”li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, “iyi ki”lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir ... Devamı

30 11 2005

YOLUNU ŞAŞIRMIŞ KELEBEK

Masum ojeli fakir kız bebeklerine benzeyen ellerinle yolunu şaşırmış bir kelebeğin önlüğünde nasılsa herşey aşka varır der gibisin Parçalanmış çiçeklerin sevinç çığlıklarındaki mutluluğu görüp görüp yitirir gibisin Güllere ayrılık taşır gibisin Devamı

29 11 2005

2005’te tıptaki gelişmeler

Time Dergisi, 2005’te tıp alanındaki gelişmeleri kapak konusu yaptı. Güney Koreli bilim adamının klonlama konusundaki çalışmaları en kayda değer araştırma olarak öne çıkarken, dergide yer alan tıp alanındaki bazı gelişmeler şunlar: AIDS’LE SAVAŞ Dünya Sağlık Örgütü geçen yıl 3 milyon AIDS hastasına hayat kurtarıcı antivirüs ilaçları ulaştırmayı hedefliyordu. Yıl sonuna bir ay kala bu hedef tamamlanmış olmasa bile büyük ölçüde başarılı kabul ediliyor. Hastalığın en çok darbe vurduğu ülkelerden 14’ü ihtiyacı olan hastaların en az yarısına bu ilacı sağladı. ALZHEIMER TEŞHİSİ Hastalığın çok erken başlayabileceği ortaya çıktı. Araştırmalar, hastalığın teşhisinden yıllar önce belirtiler gösterdiğini ortaya koydu. Hafıza ve mantık yürütmede, problem çözmede, konuşma akıcılığında ve dikkat becerilerinde zayıflamalar birer uyarı olarak kabul ediliyor. Ayrıca bilim adamları, diş iltihaplarının Alzheimer riskini 4 kat artırdığını buldular.ASPİRİN VE KADIN Her gün alınan düşük dozda aspirinin ilk kalp krizi riskini yüzde 30 azalttığını gösteren testler esas olarak erkekler üzerinde yapılmıştı. 40 bin kadın üzerinde yapılan testler ise 10 yıl boyunce her gün aspirin alan kadınların etkisiz ilaç verilen kadınlarla aynı oranda kalp krizi geçirdiğini ortaya çıkardı. Bununla birlikte her gün alınan düşük dozda aspirinin kadınlarda da inme riskini azalttığı görüldü.ASTIM VE GÜLME Çok komik bir esprinin astım hastaları için en az toz ve polenler kadar tehlikeli olduğu keşfedildi. Yapılan bir araştırmada astım hastalarının yarısından fazlası çok kuvvetli bir kahkahanın ardından astım krizi geçirdi. Ayrıca un da astım risk faktörünü artırıcı maddelerden çıktı.KIRILAN KALP Stresten kaynaklanan ‘kırık kalp sendromu’ sevilen bir insanın ölümü gibi durumlarda ortaya çıkıyor ve sık sık da gerçek kalp krizi ile karıştırılıyor. Çoğunluğu kadın olan bir grup hasta üzerinde yapılan araştırmalar bu sendroma kalp kasını geçici olarak etkisiz hale getiren ... Devamı

28 11 2005

Her şeyin daha iyi anlatılabileceği bir yol vardır

NewYork'ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci birgün, bir şairin dikkatini çeker.Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır. Şair, dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar.Dilencide sekiz dolar kadar olduğunu söyler. Bunun üzerine şair, dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek birşeyler yazar;'Şimdi buraya senin kazancını arttıracak birşeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin' der ve oradan ayrılır.Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca dilenci; ' Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada kazancım ikiye katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?' Bunu üzerine şair gülümser ve: Tabelada " Doğustan körüm, yardım edin " yazıyordu. Bense " Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım " der.Önemli olan, anlatılmak istenen seyi en iyi şekilde anlatmak olduğuna göre; Her şeyin daha iyi anlatılabileceği bir yol vardır. Yeter ki onu bulmaya, uygulamaya ve ufkumuzu bu doğrultuda genişletmeye uğraşalım... Devamı

28 11 2005

Bu şiirin güzelliğini öncelikle paylaşmak istiyorum (Türkçe ve İ

            Annabelle Lee   uzun yıllar önceydideniz kıyısındaki bir krallıktabelki bilirsiniz, bir kız yaşardıannabel lee adıylave bu kızoğlankız hiçbir şey düşünmezdibence sevilmek ve beni sevmekten başka.o da ben de çocuktukbu krallıkta deniz kıyısındakiama aşktan da öte bir aşkla sevdik ben ve annabel leeöyle bir aşk ki kanatlı serhapları göklerinkıskanmıştı onu ve benive bu yüzden uzun zaman öncebu krallıkta deniz kıyısındakibir rüzgar esti bir buluttan, üşüterekgüzel annabel lee'mi,öyle ki soylu yakınları geldi bu yüzdenve alıp götürdüler onu bendenbir mezara kapatmayabu krallıkta deniz kıyısındakimelekler yarımız kadar mutlu olmayan göktekıskanıp durdu onu ve benievet neden buydubu deniz kıyısındaki krallıkta herkesin bildiği gibi.ki o rüzgar esti buluttan geceleyinüşüten ve öldüren annabel lee'miama çok daha güçlüydü aşkımız aşklarındanbizden daha büyük olanlarınbizden daha bilge olanlarınve ne melekler yukarıdaki göklerdene de şeytanlar altında denizinayırabilir ruhumu ruhundangüzel annabel lee'ninçünkü ay doğmaz asla hayalini getirmedengüzel annabel lee'ninve yıldızlar çıkmazlar ama parlak gözlerini hissederim bengüzel annabel lee'ninve böylece uzanırım yanısıra bütün gece vaktisevgilimin-sevgilim-hayatım ve gelinimo deniz kıyısındaki mezardaonun mezarında, uğuldayan denizin kıyısındaki.Bu da İngilizcesi ;it was many and many a year ago, in a kingdom by the sea, that a maiden there lived whom you may know by the name of annabel lee; and this maiden she lived with no other thought than to love and be loved by me. she was a child and i was a child, in this kingdom by the sea, but we loved with a love that was more than lovei and my annabel leewith a love that the winged seraphs of heaven coveted her and me. and this was the reason that, long ago, in this kingdom by the sea, a wind blew out of a cloud by night chilling my annabel lee; so that her high-born kinsman came and bore her away from me,... Devamı

27 11 2005

annem annem..

sadece annemin yanında hala bir çocuk gibi şımarabiliyorum yanında ağladıklarım hep onlarla ağladım sandı o ağlamalarım ağlamak bile değilmiş başkalarıyla ağlanmıyor bile annem ben hep annemle ağladım kendimden sakladım ağladığımı görenler hep onlara ağladım sandı ellerinde anne kokusu hiç yoktu avutmuyordu soğuk eller yanında hala çocuk olduğum annem sadece senin yanında en son sen bebek aldın bana gene geçen yılbaşı sayende hala bebeğimle uyuyabiliyorum biri vermezse cesaret edemiyor insan artık bebeğiyle uyumaya sadece senin yanında hala oynayabiliyorum oyuncaklarımla sokağa çıkarken hemen makyajımı yapıyorum yine ojelerimi sürüyorum sürmekten bıktığım kendi kendine ağlayana deli denir mi hiç cesaretim olmadı yalnız ağlamaya yabancıların yanında ağladım hep onlara ağladım sandılar avuttular avunmadım ki hiç şimdi neden bu kadar sık ağladığımı sorma yanında çok biriktirdim ağlayamadıklarımı da ondan senden başkasının yanında ağlanmıyor artık çocuklar gibi annem ve hep düşünüyorum ağlamaya başladığımdan beri sen ne yaptın canın ağlamak istediğinde sen kimlerin yanına gittin annem canın çocuk olmak istediğinde en son ne zaman oyuncak bebek aldırdın kendine sen ne yaparsın canın şımarmak istediğinde annem sensiz yaşanmıyor çünki içindeki çocuk hiç büyümüyor gülünmüyor ya ağlanmıyor bile hala yanında çocuk olabildiğim birtek sen varsın annem... Devamı

27 11 2005

-Sen mutlulugun resmini çizebilir misin??

Bugün bütün agaclar yüregimdeydi.Bütün çiçekler gözlerimde.Günes, isiklarini dudaklarima kondurmustu.Neydi kanimi kaynatan bu güzelligin adi?Mutluluk muydu?Bugün, ne varsa hüzünden yana denize firlattim az önce.Sanki beklermis gibi hepsini, hop hop hoplativerdi dalgalarinda.En güzel maviligiyle oynasip durdu.Bak dedi firlattigin hüzünlerine...Iste onlarin bendeki hükmü sadece bu ! Sonra, sakalasircasina bir kaç tuzlu damlasini siçrativerdi yüzüme.Gülümsedim mahcup mahcup, onun bu nesesine... Duruldu.Bir deniz yildizi birakti avuçlarima.Yoksa mutluluk bu muydu?Herkes kalabalikken, içimdeki yalnizligi alip gidiverdi sihirbaz martilar !Birde arkasindan o bildik sen kahkahali bagirismalar !Hiç bu kadar güzelini görmemistim,Beyazmis megerse beni onlarla bütünlestiren mucize !Kanat çirpa çirpaYüregimdeki isyanlari uçurdular...Yasamaktan aldigim tad iste buydu!Yoksa mutluluk bu muydu?´Sen mutlulugun resmini çizebilir misinAbidin ? ´Evet... Adim INSAN...ya, tabii ki çizerim!!!...Az önce ÿ; agaç oldum, çiçek oldum, günes oldum, deniz oldum, marti oldum, Olümsüzlestim...Megerse hep yanibasimdaymis bu güzel resim !Ben çizdim. Adi umudum´du!Yoksa tüm umutlarim beni hiç terketmeyen mutlulugum muydu? Devamı

27 11 2005

Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bi

YYYYYYYYYYY Neyi arıyorsan sen, O sundur  der Mevlana. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık. Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü. Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir. Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size. Aşk denilen kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır, her şekilde sizden bir parça... Aşklarınız hulasanızdır. Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir, arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam parçalar yer değistirip yeni şekiller alır hepsi siz... Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında, dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır. Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır... Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor. Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz. Narcissusu u bilirsiniz, Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya dayanazmazmış kendine... Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran... Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya... Yeryüzünün en güzel insanının olduğunu duyan Tanrı, unutulmaması için Onu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş, Narcissus, nergis olmuş. Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize... Sonr... Devamı

25 11 2005

Lokanta, kafe, alışveriş merkezleri ve taksiler dahil tüm kapalı

yeni yasa tasarısı gerçekten çok umut verici...hele ki tv programlarında sigaranın artık hiç görünmeyecek olması..yani tv nin eğitimdeki önemi artık kabulm edilecek mi?? yani o zaman tv de artık argo ve küfürkü konuşmalar, büyüklerine saygısız ama normal karşılanan çocuklar, vurdulu kırdılı filmler, hatta hatta çizgi filmler, açık saçık kadın görüntüleri, cinsel sapmalar içinde olduğu halde toplumda koyduğumuz yerin tersine tv lerin baş köşesinde özenilecek bir hayatın içinde lanse edilen program sunucuları hiç görünmeyecek mi artık??yoksa sadece sigara konusunda tv eğitim aracıdır mı denecek?? Devamı