18 02 2006

Karaca markasının ve TEMA Vakfı'nın kurucusu HAYRETTİN KARAC

Hayrettin KARACA: PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK! Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde; ayakkabısıda yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters-yüz ettiğigömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamışüzerine. Karaca markasının ve TEMA Vakfı'nın kurucusu Hayrettin Karaca"param var ama tüketmeye hakkım yok" diyerek 'al tüket ve yok et'diyen tüketim toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor. KOMŞUYA VER... Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü açolanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye'debir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunuhüzünlenerek anlattı. Televole kültürünün karşısında birtakımdeğerlerin yok olduğunu söyleyen Karaca, çocukluk günlerinin "komşuyuaç bırakmayan" kültürünün yeniden dirilmesiyle, açlıklasavaşılabileceğini söyledi. "Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar vekarnı açlar. İşte o gözü açları doyurmayacağız. Bunların farkınaküçükken vardım. Dilim kültürüm gidiyor. Bağımsız bir Türkiye değilizartık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür." diyenKaraca şöyle konuştu: "Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkeseşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayakoynardım. Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcakyemek koyarlardı. Kulağıma eğilip, 'Komşu anneye götür' derdi.Etrafımızda bizi duyacak kimse yoktu ama, bu bana verilen 'Aman kimsegörmesin Hayrettin' mesajıydı. Komşu annenin yağını,odununu kim alır,kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çıkmış birTürkiye'de 'fakirim' diyen çoktu ama 'açım' diyen yoktu. Oradan aldımbu kültürü. Kaybolan budur, giden budur. Ama Anadolu'yu gezerkengörüyorum ki, bu değerleri hala yaşatanlar var." UTANIYORUM... Tüketim toplumunun rezalet hale geldiğini Karaca: "Akmerkez'in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet.'Yılbaşı... Devamı

18 02 2006

ASIL EKSİKLİK

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.  Önce yalnızdık. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya  ağlayarak geldik. Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi. Biraz  büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren, kalbimizi  kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik. Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık: "Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var. O yüzden eksiklik hissediyoruz". Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?  çocukken "yaşımız küçük" diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz.  Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek. Büyüdükçe Bir  şey değişmedi.  Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu: "Bir  eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl   geçecek bu? Aklımıza yeni cevaplar geldi:Okulu bitirince geçecek.  İşe girince geçecek. Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek. Okulu bitirdik.  Diploma aldık. İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık.  Araba aldık. Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik.  Kartviziti değiştirdik. Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık.  Geçmedi."Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu. Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik. "Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız."Beklemeye başladık.  Derken, biri çıktı karşımıza. aşık olduk. Ve anında başka biri olduk.  Daha güçlü, daha güzel,daha akıllı biri. Hesap cüzdanları, kartvizitler,  hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı. Sevgilimizin gözlerinde,  daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük. Sevgilimizin gözlerinde... Devamı

18 02 2006

ÇİM BEBEĞİM

  carrefour dan aldım. bir gece su içinde beklettim.şimdi banyo aynamın önünde duruyor.her sabah yüzümü yıkarken onunda kafasından aşağı bir avuç su serpiyorum:) yakında çimlenecek isim arıyorum çim bebeğime şimdi fikir verebilirsiniz.kendisi kız.. Devamı

15 02 2006

BURÇLARIMIZ

  BURÇLAR     Kendim yarattım dünyamı, etrafımda dönüyorum. Sonsuzluğun, sessizliğin Evren’in (Kozmos) içinde, Alem’in bir parçasıyım. Bazı zaman durgun, bazı zaman hareketli, anlamak için beni Astronomi bilmek gerekli. Büyük patlamalarla doğuruyorum, bazen savrulup, bazen de sessizce içime büzülüp, kara delikte yok oluyorum. Her gün bir adım ilerleyerek, Zodyak’ın on iki burcunu ziyaret ederek, Ekliptik ortamında, doğruların etrafında geziyorum. Işığıma eğik yüzüm. İlkbahar ve Sonbahar da iki Ekinoks yolumu keser, gecem, gündüzüm, bir kez eşit olur. Güzel olanı, süsleneni, yükseleni bulmaktır amacım...     İlk çaldığım kapı; Mars’ın (Merih) yönlendirdiği, erkek evinde, ateş grubuna üye, Koç’un kapısı olur. Felaketlerimin failidir, sorumlusudur savaşların. Bir elinde kılıç, diğer elinde baş taşır. Güneş (Şems) gelir, nevruz olur, zirve oluşturur.     Sırada Venüs’ün (Zühre) yönlendirdiği, dişi evinde, toprak gurubuna üye, parlak ışıkları olan Boğa’nın kapısı vardır. Sekiz köşeli yıldızdır. Bazen Çoban Yıldızı olur, sürülere yön verir. Bazen Seher Yıldızı olur, serinlik getirir. Bazen de Akşam Yıldızı olur, çilingir soframa mey getirir. Meşke, ut veya flüt çalan kadın olur, katılır. Balık’ın zirvesini oluşturur. Sevginin, güzelliğin timsali olur. İnançta, kültürde, efsane olur; dede gibi sözü tutulur.     Sırada Merkür’ün (Utarit) yönlendirdiği, erkek evinde, hava grubuna üye, İkizler’in kapısı vardır. Eli kalem tutar, devamlı kitap okur. İki kadın bir olur, olgun başaklar devşirir. Hep biri ötekine karışır. Havasından yanına zor yaklaşılır.     Sırada Ay’ın yönlendirdiği, dişi evinde, su grubuna üye, Yengeç’in kapısı vardır. İnançlara, kültürlere yan gözle bakar. Ay ışığında, geceleri çıkar, yan yan gider, elinde bastonu yıldızları kovar. Duygularıyla sürekli şekil değiştirir.  ... Devamı

15 02 2006

KEDİLİ ANILAR

KEDİMİZ SARMAN       Kedimiz Sarman; yalnızlığın pervazına sarmalanmış, camdan süzülen tane tane su damlalarının ardından dışarıyı seyre dalmış. Nereye bakıyor acaba...? Karşıdaki yıkık-dökük üç katlı harabe konağa mı; yağmurdan ıslanıp, koyulaşmış, çıkmaz sokağımızın ortasına boylu boyunca uzanmış asfalt yola mı; yoksa konağın bahçesine bitişikteki apartmanın üçüncü katında oturanların kızı Şehriban’ın, aralanmış tül perdenin içinde oynaşıp duran görüntüsüne mi ...? Okumaya çabaladığım şiir antolojisine kendimi veremiyorum. Zaten bunu okumak için kendimi niye zorladığımı da bilmiyorum...        Böyle kasvetli havaları fırsat bilip, ne zama şu koltuğa keyifle oturup, kitap okumaya kalksam; Şehriban, tül perdeleri camın iki kenarına toplayıp, içerde ya toz alır, ya masada pirinç ayıklar veya masada yapılabilecek ne iş varsa onu yapar. Cevizden imal, hantal büfenin önündeki dikdörtgen yemek masası, oturma bölümünün arkasında kaldığından; Şehriban’ın görüntüsü bir türlü netleşmez. Yok yok artık eminim, bu kız bilerek yapıyor bunu... Gözüm ona takılsın da, kitaba kendimi veremeyeyim diye... Saçmalıyorum yine, ben kitap okusam ona ne; okumasam ona ne...        Onun, aklı fikri bizim apartmana bitişik apartmanın altındaki bakkal bozması markete öğleden sonraları babasına yardıma gelen Ahmet amcanın oğlu Haci Bekir’de... Çocuk markete düşmeye görsün; Şehriban’ın cama çıkacak, bakkala inecek hertürlü bahaneyi bulmakta üstüne yoktur. Önce yarı beline kadar camdan sarkar, kendisinin bile zor duyduğu bir sesle Ahmet amcaya seslenir. Sonra anasına, bakkalın onu duymadığı yalanını uydurup, merdivenleri ikişer ikişer atlayarak bakkala koşar...        Bu sahnenin günde dört-beş kez tekrarlandığı olur, çünkü Şehriban her seferinde alacağı bir şeyleri unutur. Bazen de, sigara falan alırken karşılaşırız. Bakışlarını Hacı Bekir’in üze... Devamı

15 02 2006

BODRUM...BODRUM...

  SEVGİLİYE GİTMEK         Bodrum’a girerken duyduğum heyecan, Denizli, Tavas, Kale, Muğla; Yatağan, Milas güzergahında gördüğüm bütün güzellikleri unutturur bana. Güneşin son ışıklarıyla pembeleşmiş gökyüzü ve yaldızlanmış deniz, yolculuk sırasında beni meşgul eden herkes ve her şeyi unutturur. Bodrum, girişindeki tepede son virajı döndüğümde; ipek çarşaf üzerine uzanmış sere serpe yatan ve güzelliklerine sunmaya hazır çırılçıplak kadın güzelliği gibi serilir gözlerinizin önüne. İşte o anda şu dizeler dökülür dilimden:        “Burası engin göklerin memleketidir.        İçten gelen bir türküyü kapıp koy verin,        Uzaklaştıkça türkü gökte masmavi olur.        Başka yerde nur içinde yatacağına,        Burada nur içinde yaşanır.        Hele ay ufukta bir görünce koysun;        Evren bir peri masalına döner.”        Halikarnas Balıkçısı         Tebessüm ediyorsunuz, görüyorum. Biraz parası olan ve iç sıkıntısından bunalan sizler, bilmem ne zaman aklınıza bir yerlere gitmek fikri estiği vakit, valizinizi hazırlayıp, sevgilinize gider gibi, istekle koyulun yola. Son dakikada acaba gitmesem, evde kalsam daha iyi olmaz mı diye düşünmeyin. Sevgiliniz sizi kucakladığında, hiçbir şey hissetmeden: ‘Ben geldim’ diyebilir misiniz? Onu arzuyla özlemiş, resmine hüzünle bakarak saatler geçirmiş, mektuplarını okuyarak hayal kurmuş, giysilerini koklamış, uzaklığına katlanmış, her türlü fedakarlıkta bulunmuş, geleceğiniz için hayaller kurmuş, sevgisini hak etmek için uğraşıp durmuş, gözünüzün önündeki gerçeğe, temas ettiğiniz sıcaklığına kayıtsız kalabilir misiniz? O halde neden, hemen yola çıkmıyorsunuz?        Hayal kırıklığına uğramayacağınızdan emin olun. Bodrum güzeldir: Evinden başka yerde rahat edemeyenler bile, or... Devamı

15 02 2006

BEN SEVGİYİM..SEN SEVGİM

SORARLARSA SEVGİYİ, BENİ ANLAT ONLARA   Sevgi nedir, bilir misin?Söyleyebilir misin sorsalar?Satırlara döker de Yazar mısın evreni?Anlatabilir misin mısralardaYaşatabilir misin sevgiyi?Sen; sevgi nedir, bilir misinBilir misin sevgimi?Nedir sevgi, bilir misin?Karşılıksız koşmak yıldızlaraGözlerinde yansıtırken her anKatlanmak onsuzluğa…Nedir sevgi, bilir misin?Işık saçmak yarına,Almadan verebilmekGüven olmak adınla.Sevgi; yorulunca döşek,Gerekince destek olmak,Acılarla dolduğundaYastık olmak başına. Gözlerin görmese hiçGözlerin olamam mı?Ellerin tutmasa hiçEllerin olamam mı?İsterse bedenin kolsuz bacaksız olsun.Seni saran kollarım sana kol olamaz mı?Gideceğin her yere bacaklarım taşımaz,Atacağın adımlar benimle olamaz mı?Sevgi budur, işte bu, sevgi benim karşında,Uzanıp da tutuver, sevgi benle yanında.Sendeki eksikleri görmemi istemezsenAtarım gözlerimi, atarım ellerimi.Yine de yetmez dersen, her şeyim senin olsun.Ben sevgiyim, sevgi ben, beni anlat sorana… Günay Tulun Devamı

15 02 2006

SEVGİ ÜÇE AYRILIR:

SEVGİNİN ÜÇ TÜRÜ Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor, Masumi Toyotome . "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor.. Sonra anlatmaya başlıyor :"Sevgi üç türlüdür !.."Birincisinin adı "Eğer" türü sevgi!..Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar... Örnekler veriyor:Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi… Karşılık bekleyen sevgi... "Sevenin, istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..."Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı birşey kazanmaktır." Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. Ve malesef en saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Fakat aslında insanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler...İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi...Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:"Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey başardığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır." Örnek mi?.."Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin/yakışıklısın!" "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.." "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.." Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor.Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu ... Devamı

15 02 2006

YOK Bİ ŞEYYY:(

...bana birşey söylesene,bitmeyen bitmeyen bir şarkı bilir misin bir sevmek,bir yol,bir tokluk sanrılı geceler eşikte silahlar tutulmamış kapılar kesilmemiş yollar bilir misin bir şey söylesene bana,bitmeyen /güneşli sabahları bağrında sükülmemiş günler bilir misin/ bir ten,bir uyku,bir matem bir korku söyle,bitmeyen -zamanın da katili zaman- hep böyle üstüme,üstüme gelsin ne çıkar'ki bir hayat daha kaç ölüm ederki -zaman- /uyruğu başka,tanrısız,kimliksiz,hecesiz/ otopsi raporu çelikten gece naylon düşler öznesiz tümce BİTTİ İŞTE BİTTİ,YOK Bİ'ŞEY /şiire dargın yüzünle ve dudaklarınla/ bana bir mevsim söylesene gökyüzüyle barışık /bana bir renk bul sonra/ bana bir uçurum bana bir küfür bana bir yurt bul /bana bir susmak bul dilime yaraşır ellerime,gözlerime bir biçim bul sensiz zamanlar için bana günler,güneşler bul bana bir ısınmak bul /bana bir üşenmek bul sevmeye dair/ bitmeyen bir şey söyleme bana bitmek bitsin ...her aşk biraz zamansızdı da biz böyle kaç zamandır aşksız /biz hiç-biz-olamadık/ AYDORA YILDIZ Devamı

15 02 2006

ŞİRKETLERİN İNSAN KAYNAKLARI BÖLÜMÜNE TAVSİYE:)

Bir camı açik bir odaya 100 kadar tuglayi belli bir sekilde dizili birakin.  Daha sonra odaya 2 veya 3 aday gonderin ve kapiyi kapatin.  Onlari kendi hallerinde birakin ve 6 saat sonra odaya giderek durumu analiz edin.  Eger tuglalari sayiyorlarsa,Muhasebe bölümüne yerlestirin.  Eger tuglalari tekrardan sayiyorlarsa Denetçiler bölümüne yerlestirin.  Eger odanin her yanina tugla saçmislarsa Mühendislige yerlestirin, Eger tuglalari garip bir düzende siralamislarsa Planlama bölümüne yerlestirin, Eger tuglalari birbirlerine atiyorlarsa Operasyonlar bölümüne yerlestirin, Eger uyuyorlarsa Güvenlik bölümüne yerlestirin, Eger tuglalari parçalara ayirmislarsa Bilgi teknolojileri bölümüne yerlestirin, Eger bos bos oturuyorlarsa Insan kaynaklari bölümüne yerlestirin, Eger bir çok farkli kombinasyon denediklerini söylüyorlar ama bir tuglayi bile yerinden kipirdatmamislarsa Satis bölümüne yerlestirin, Eger odada degillerse Pazarlama bölümüne yerlestirin, Eger camdan bos bos disari bakiyorlarsa Stratejik planlama bölümüne yerlestirin,  Ve son olarak Eger biribirlerine biseyler anlatiyorlarsa ve tek tugla bile yerinden oynamamissa Onlari tebrik edin ve üst yönetime yerlestirin. Devamı

14 02 2006

ÖZEL BİRGÜN GELDİ YA YİNE ORTALIKTA TÜKETİM LAFIDIR GİDİYOR

ne zaman mutlu olacağımız ve sevdiklerimizi mutlu edebileceğimiz birgün gelse hemen toplu iletişim araçlarında bir "TÜKETİM" lafıdır gidiyor tüketim nedir??eğer birşey verdiğimizde bize güzel birşey ve çoğalmış olarak geri dönüyorsa bu tüketim olamaz.tükewtim birşeyin azalması, bitmesi, boşa gitmesi ile olur. bu yaşam şartlarında suratımız beş karış yaşarken ve de birçok güzel şeye yaşama aşka zaman ayıramaz olmuşken bu anlamlı hatırlatmalar olsa olsa birşeyleri çoğaltır, o zaman da tüketim olamaz. bırakında hediye alalım, hediye verelim..hediye alırken ve hediye verirken aklımızdan bir ufacık bile mutsuzluk, yorgunluk, bıkkınlık, stres, kavga geçemez.bu tüketim olacaksa o zaman bunun için de tüketelim..savaşlarla tüketmeyelim, hırslarla tüketmeyelim, sevgiyi tüketmeyelim, nedne bizim ülkemizde hediye=tüketim kelimesini çağrıştırıyor hemen:( tabi ki istiyoruz evet, hediye istiyorum işte..bütün özel günlerde istiyorum, hatırlanmak istiyorum, mutlu edilmek istiyorum, o günü anmak anılarımın arasına o tarihi katmak istiyorum, bana hediye alan kişiyi daha fazla sevmek ve onun sevgisini hissetmek istiyorum.sevgimi aşkımı tüketmemek için paramı tüketmek istiyorum hem de öyleee ucuz bir hediye istemiyorum...değerli olduğumu hissetmek istiyorum, mutlu olayım diye imkanlarını zorladığını hissetmek istiyorum. sene de birkaç kez bunu yaşamak istiyorum. doğum günümde, yıl dönümümüzde, sevgililer gününde, anneler gününde tüketim yapmanı istiyorum. her ne tükettiysek bu 4 günde 361 gün üretiriz bol bol fazlası ile yeterli sevgimiz tükenmesin...heyecanımız tükenmesin.. kaybedersek bir daha üretemeyeceklerimiz tükenmesin hem de öyleee çiçek falan da istemiyorum haberin olsun..çiçeği yılın kalan 361 gününde sebepsiz, nedensiz canın istedi diye almak istiyorum ama bu 4 özel günde çiçek istemiyorum işte..başından savmadığını hissetmek istiyorum, kolaya kaçmadığını görmek istiyorum. benim beğeni ve zevklerime, ihtiyaçlarıma önem verip seçim yaptığını hissetmek istiyorum, uzu... Devamı

14 02 2006

http://www.sevgililergunu.biz/

http://www.sevgililergunu.biz/   ziyaret edin, bu site sevgililer gününe özel hazırlanmış   AŞKINIZI TEST EDİN Yüz hatlarına göre Baştan çıkarma Doğru adam Onunla birlikteyim Nasıl bir aşık? Köle misiniz? Aşk acısına çözüm Reçetelere yazıldı Kan tahliliyle aşk Çapkınlara tedavi Bilboarddan çağrı Evlilik işe yarıyor NASA'dan sürpriz GS'li Emre yalnız ELELE'DENÖPÜŞME POZLARI  ... Devamı

14 02 2006

NEDEN ST.VALENTİNE GÜNÜ ?

NEDEN Sevgililer Günü'nün öyküsü Aziz Valentine'ın öyküsü III. Yüzyıl'dan gelir. O dönemde Roma tahtında İmparator II. Claudius vardı, "Zalim" adıyla tanımlanan Claudius aşırı savaş ve askerlik tutkunuydu, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını istiyor ve kimseye göz açtırmıyordu. EVLİLİĞİ YASAKLADI Öylesine ileri gitmişti ki, askerliğe engel oluyor düşüncesiyle evlenmeyi dahi yasakladı. Gençler şaşkındı, kimse sevdiği ile beraber olamıyor, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolmuştu. Kısacası aşk yasaklanmıştı. Bu sıralarda İmparator tüm Romalılar'ın 12 tanrıya tapmalarını aksi şekilde davrananların ve özellikle de Hıristiyanlar'la ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emretti. Bu emre uymayanların arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus'da vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve İmparator'un hatalı olduğunu anlatıyordu. Sonunda yakalandı ve hapse atıldı. Valentinus'un hapiste olduğu günlerde yaşananlar efsaneye dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır. GÜZEL JULİA VALENTİNUS'A GİDER Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızkardeşi Julia'nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus'un yanına getirir. Julia çok güzel ve zeki bir kızdır. Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulur. Bir gün sorar;- "Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?"Aziz gülümser;- "Evet, herbirini."Julia;- "Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.",Valentinus;- "Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım." Julia, yer... Devamı

14 02 2006

http://www.blogcu.com/hobibloglari/ TANITIMIMIZI YAPMIŞ

sevgili burcu çok teşekkürler :)) CINS KEDI GUZEL sevgili kediciğimizin :) blogu. Siz onu cicibisiiy blogundan da tanıyorsunuz. 15 eylül 2005ten beri yayında olan bu blogunda hem kendi yazılarını, hem güncel yazıları yazıyor. Kısaca içinden gelenleri bizimle paylaşıyor. Ziyaret etmenizi tavsiye ederim. www.blogcu.com/cinskediguzel adresinden arkadasımıza ulaşabilirsiniz.         Devamı

12 02 2006

BAŞBAKAN ERDOĞAN BİRVATANDAŞINA DER Kİ:

- " lan terbiyesizlik yapma..hadi ananı al git buradan. artistlik yapıyorsun "   BU NEYİN CEVABI İDİ - " anamızı ağlattınız...buraya hangi yüzle geldiniz..sol kolum ameliyatlı oraya vurmayın..................................... ben diyecek birşey bulamadım..tüm dünya da bu manşetli gazeteler okundu bugün :( işte ben o ülkenin o başbakanının vatandaşıyım şuan için:( bir başbakan nasıl olur da bir cümlenin içine bu kadar hata sığdırır??büyük başarı!! o vatandaşın mahalleden beraber çapkınlık yaptığı arkadaşı olsa yine de bunların hepsi bir cümleye sığmazdı bugüne kadar zeki davranıp az konuşmuşken bugün nasıl konuşma gafı yaptı ki?? şuna yorumumu yapayım ama: cahil, görgüsüz, sevgisiz, suçlu, gaspçı, terörist bile olsa bir insanın ağzından, bir insan oğlunun ağzından, bir anne evladından içinde anne kelimesi geçen hiçbir argo, hiçbir küfre, hiçbir hakaret ve ahlaksız ifadeye d a y a n a m ı y o r u m m m m m m m  söz konusu kişinin başbakan olduğunu düşünemez oldum   Devamı

12 02 2006

ERKEKLER İYİCE ERKEKLİKTEN İSTİFA EDİYORLAR :(

            VAR MI 'ÖRGÜ ÖRECEK KADAR ERKEK OLAN'?   evet belliydi böyle olacağı..zor iş tabii erkeklik..ama beyin ve ruh olarak yoksa başka anlamda doğadaki tüm canlıların başarabildiği birşey.. onlar da baktılar ki ruhları, beyinleri yetmiyor, en iyisi mutfakta yemek yapalım, şiirler yazalım, gene de boş vaktimiz kalırsa bari örgü örmeyi öğrenelim, nasılsa kadınlar kadınlıkta yapar, annelik de yapar, erkeklik de yapar, babalık da yapar, eee boş da durulmuyor ki ayıp oluyor dediler ve örgü örmeyi öğrenmeye karar verdiler, zaten çok da yabancı değillerdi örmeğe. dünya varoluşundan beri zaten bir kadının başına çorap örmekde uzmandılar.. şimdi iyice çekilmez oldular desenize..ben siz şiir yazmayı bize bırakın, öyle sözler söyleyin ki az ve öz ama doğru olsun, biz şiir yazarız ikimiz için diyordum, siz mutfağımızdan çıkın biz bir soğanı en lezzetli yemek gibi sunmayı biliriz siz yanına bir ekmek getirmeyi başarın diyordum ama artık şimdi birşey demiyorum:(( Devamı

10 02 2006

SİZ OLSANIZ O KARİKATÜRLERİ YAYINLAR MIYDINIZ??

Fatih Altaylı (SABAH) "Bu karikatürler benim önüme gelseydi asla yayımlamazdım. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi herhangi bir inancın kutsal saydığı bir şey hakaret içerir şekilde, o inanca sahip kişileri rencide edecek şekilde mizah malzemesi yapılamaz. Bu konuda bir örnek bile yaşadım. Türk Hava Yolları'nın Buda'yı kullandığı bir tanıtım filmi vardı. Filmde Buda gözleriyle bir uçağı takip ediyordu. Düşünün Budizm tanrısal dinler arasında sayılmıyor bile. Ama ne olursa olsun milyarlarca kişi Buda'ya inanıyor. Dolayısıyla onun kullanılmasını doğru bulmamış, eleştirmiştim. İkinci olarak konjonktüre de bakmak gerekir. Dünyada varolan konjonktürde İslamiyet'e karşı birtakım kampanyalar varken bu karikatürleri yayımlamak doğru değil. Çünkü bu karikatürler belli bir önyargıyı bir ard niyeti de içinde barındırıyor. Basın özgürlüğü adına bunları yayımlamak da anlaşılmaz bir şey. Basın özgürlüğü hiçbir zaman inançlara saldırı özgürlüğünü içermez." * Ekrem Dumanlı (Zaman): "Hayır, yayımlamazdım. Çünkü özgürlük hakaret anlamına gelmez; gelmemeli. Almanya ve Fransa'daki gazetelere şunu sormak lazım: Benzer bir hakaret Antisemitizm içeren bir karikatür ile yapılsaydı; hangisi bunu yayımlama cesareti gösterebilirdi? Söz konusu İslamiyet olunca bazıları özgürlükçü kesiliyor. Halbuki dinin, peygamberliğin, kutsal kitapların insan inancına dayanan bir kıymeti var; bunu aşağılamak doğru değil. Sadece Hz.Muhammed değil; Hz. İsa, Hz. Musa ve diğer dinlerin kutsal saydığı bir sembole yönelik herhangi bir karikatürü de yayımlamak istemem."* Sedat Ergin (Milliyet) "Yayımlayacağımı zannetmiyorum. Başka dinlere yönelik karikatürler karşısında da şu ölçüyü esas alırdım: eğer o dinin mensupları o karikatürü hoşgörüyle karşılayabiliyorlarsa yayımlardım. İnsanların kutsallarına saygı gereği ile basın özgürlüğü arasında bir denge kurmaktan geçiyor." * Mustafa Karaalioğlu (Yeni Şafak) "Yayımlamazdık, bugüne kadar yayımlamadık da. Bugüne kadar Türk medyasında bir başka dinin... Devamı

10 02 2006

PENGUEN O KARİKATÜRLERİ YAZDI

Hz Muhammed Karikatürlerine Türkiye'nin en çok satan mizah dergisi Penguen'in getireceği yorum merak ediliyordu. İşte Penguen'in karikatürleri ve öyküsü...   Meral Tamer/Milliyet Karikatüre Yanıt Karikatürle Köşemde gördüğünüz karikatürler, bugün piyasaya çıkacak mizah dergisi Penguen'den, Erdil Yaşaroğlu imzalı. Derginin editörü karikatürist Bahadır Baruter'le, İslam dünyasını rencide eden karikatür olayı üzerine yaptığımız özel sohbet ise Baruter'in kelimeleriyle aşağıda:"Dinlerarası savaşa doğru tırmanış var sanki. 3. Dünya Savaşı çıkacakmış gibi. Bugün olmasa bile yarın...Karikatür gibi hayatı hafife alan bir sanat, meğer ne güçlü bir şeymiş. Bir yandan gurur verici, ama bu kadar alet olabildiğine göre ben gurur duyamıyorum. Çok üzücü.Türkiye'de karikatüristin imajı açısından da, bizim bunca yıldır verdiğimiz özgürlük mücadelesini tersine çeviren bir gelişme. Bizim fikir özgürlüğü konusunda daha alacak kilometrelerce yolumuz varken ve Batı bunu bitirmiş gibi gözükürken, nasıl böylesine bir gaf yapabilir?Batı'nın çok kaba aklıBu karikatürler, Batı'nın çok kaba aklına ait bir gaf. Yayınlanması ahmakça bir gaf. Uyarılara rağmen yayıncının "Biz pot kırdık" diye özür dilememesi gaf. Danimarka Başbakanı'nın "Özür dilememiz gerekmiyor," demesi ayrı bir gaf. Hepsini üstüste koyunca bilinçli ve kasıtlı olarak oluşturulan gaflar dizisi izlenimi doğuyor.Bu, provakatif bir oyun. O karikatürlerde bir zekâ unsuru yok. Bir bakış açısı kazandırmıyor. Üstelik komik de değiller. Karikatürün doğasında neşeli çizgiler vardır, oysa bunlar bir neşeye de yol açmıyor, aksine acı veriyor.Burada mizah dışı bir düşünceye, mizahın saf ve güler yüzlü havası alet ediliyor. Aslında çok akıllıca. Sanatın kendini kabul ettirmek için hoşgörüye ihtiyacı vardır, ama sanatın bu hoşgörüye sığınan yüceliği kötüye kullanılıyor. Kim ilkel, kim medeni?İslam toplumlarının ilkel gibi gözüken unsurları var ya... Bunu tahrik ederek, onları zay... Devamı