18 01 2006

TEKNENİN ÖLÜMÜ

 
  Kara yakındı önce, hem çok yakın, 
Elimi uzatsam tutardı. 
Yıldızsız teknemdi inip çıkan gece, 
Kurumuş gece, kum, kömür, arduvaz... 
Kara yakındı önce, hem çok yakın, 
Denizleyin inip çıkan önümde 
Bir tanrının atardamarı. 
  Açtım, yorgundum ama uykum yoktu. 
Günlerce yekesiz yelkensiz 
Ne de çok kuş takılmıştı ardımıza, 
Ne çok harman gördüm köpükten beyaz... 
Açtım, yorgundum ama uykum yoktu. 
Güneşler hala sağımda solumda, 
Sürer gibiydi açık deniz. 
  Deniz en ince hayvanı belleğin 
Nerden  kalktım, o rıhtım,  o çan... 
Bilmiyorum o gök kıyı nereye gitti! 
Bir masal şebboyu çarmıhtaki yaz. 
Deniz en ince hayvanı belleğin 
bir kuşluk vakti tanrının sevdiği 
Görünür zaman yaratan. 
  Canlı mıydım? O uğursuz kıyıda 
Öldüğüm gün de bilemedim. 
Hep o sallantı, o devinim, o avcıl 
Bayrak, bir aş tenceresi, bir az 
Küfür, karı kız öyküleri, sonra 
Dipteki ölülerin fısıl fısıl 
Konuşmalarını dinledim. 
  Doğdum mu? Nasıl? Belki bir tezlik 
Yeli kımıldadı, kan gibi. 
Ağaç ve kızak, demir, yağ, halat,  katran, 
Boya kutuları, sünger, tel ve gaz... 
Derken gün kokulu yüreğimdi ilk 
Yapının boş gömütünde dikili 
Sabırsız kaburgama çarpan. 
  Ruh, şarabı gördü üzümden önce 
Süt, kan olmak için devinir 
Tohum bildi herkesten önce ekmeği 
Gün, denizi salıvermeden batmaz. 
Ruh, şarabı gördü üzümden önce 
Ağaç ne diye kalktı çiçeklendi, 
Denize inmesi nedendir? 
  Ah yalnızlığın gömük kapıları, 
Aysız ayışığı gibiydim, 
Geceleyin gece, gündüzleyin gün 
Gibi suyun altınavuran yalaz. 
Ah yalnızlığın gömük kapıları 
Bir yağmuru dinlercesine bütün 
Anları iç içe bilirim. 
  Bir tekne her zaman düşüncelidir. 
Bizimle demirledi gece. 
Karaya çıktı tayfalarım uykulu. 
Pruvamda çok acayip bir yıldız 
Konmak istercesine gider gelir, 
Suları budanmış bir yolculuğu 
Sürdürmek isterdi kendince. 
  Kara yakındı önce, ödağacı 
Kokusu sarmıştı geceyi. 
Ve bir kuş bağırdı çağırdı tepemde, 
Fosforlu sesi kabarık ve ıssız. 
Lale rengindeydi şimşeğin dalı, 
Ve güneydoğunun yangını pembe 
Nakışlı bir çanak gibiydi. 
  Unutmak istemiyorum bunları, 
Göğün damarlarını gördüm, 
Fırtına kırının yaban keçisini, 
Koşar küpeşteme saçsız sakalsız... 
Ağaç gibi yırtılan karanlığı, 
Koca kulaklı lodosu, o fili, 
Ah yay biçimdeydi ölüm. 
  Yalnızlıktır denizin tek yasası, 
Aşkın altın yasasıdır o. 
Bir gün kum uaynır, ay gıcırdarsa 
Çalınırsa bir gün gömük kapımız 
Kalamazsın sabaha inen suda, 
Kalk kürek, yola düşmenin sırası 
Aşkın altın yasasıdır o. 
  Kükürt rengindeki ağzı gecenin 
Üfürdü huysuz karanlıkta 
Sintineme düşçül bir ateşböceği 
Kömürdüm, tahtaydım, kurumuş anız, 
O böcek oldu yangımı teknemin, 
anladım kuşun, yıldızın gizini, 
Başladım usuldan yanmaya. 
  Söndüremezdi kimse bu ateşi, 
Kıyıdan kesilmiş sularda, 
Kara hem yakındı şimdi, hem çok uzak 
Bir yanyanaydım onunla, bir yalnız. 
Devirdim bütün yüklediklerimi 
Ve demiri uykuda bırakarak 
Bindirdim eskil kayalara. 
  Parçalanıyordum kimse bilmeden, 
Ateştim cevizin içinde, 
Ve bir gece içinde bilmeden öldüm. 
Ey gece, nereden yol bulacağız, 
ey yaralı göğsüme düşen yelken, 
Ya sen kürek, solmuş rüzgar gülüm, 
Ya sen ne diyeceksin, söyle! 
  Deniz durdu, mumyası yıldızların 
Erir gün görmüş kayalıkta, 
Ve yürüdü sabah, denizin ineği. 
Ölünce ne yapsak sabah oluruz... 
Ah kara yakındı ve darmadağın 
Kuşları durmuş zaman kadar eski, 
Taşları hüzün olan kara. 
  Kopmuş uykunun iskeletiyim ben, 
Artık yelin göğsü olamam. 
Gördün mü ölümün gözündeki mor rengi, 
Söyle, ölüp dirilen Tanrı, Temmuz, 
Ay yapraklarının indiği bu dam, 
Eski düşleri taşır mı yeniden, 
Koca karınlı kuşlar gibi. 
  Bir yanda parçalanmış teknem durur, 
Sert tütünüyle gün bir yanda. 
Kara yakındı önce, hem çok yakındı, 
Elimi uzatsam tutardı ama 
Yalnızlıktır denizin tek yasası, 
Bütün ölüler unutulur, 
Yaşayanlar kalır tek başlarına. 
  Akşamleyin kaptan, birkaç gemici 
Gelip dizildiler kıyıya. 
Tutunacak bir tekne arar gibiydi 
Ayağı kayan meltem ve cigara 
İçerek konuştular gizli gizli, 
Bense dalgın bakıyordum, boşuna 
Koparılmış süsendim sanki. 
  Çalıştılar bir hafta, Ağustosun 
Altısında bütün iş bitti. 
Kesik baş çapa, iplerim, küreklerim 
Kumsalda şaşkın bir yığındır şimdi. 
Tüter el ayak, tüter ıslak odun, 
Denizin uzaklardan getirdiği 
Yabancı, anlamsız bir şeyim. 

                                    Melih Cevdet Anday

0
0
0
Yorum Yaz